Yaprak Dökümü Romanının Analiz Formu

Yaprak Dökümü Romanının Analiz Formu

Reşat Nuri Güntekin (1889 – 1956) , 1912’de İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Uzun süre edebiyat öğrenmenliği yaptı. Paris’te kültür ateşeliği, Unesco’da Türkiye temsilciliği ve Milli Eğitim Müfettişliği görevlerinde bulundu.
Cumhuriyet dönemi edebiyatının roman, hikaye ve tiyatro yazarlarındandır. Makale, eleştiri, gezi ve çeviri türleri üzerinde çalışmıştır. Eserlerinde yanlış batılılaşma anlayışını, batıl inançları ve yurdun çeşitli köşelerinde farklı hayat sahnelerini işlemiştir. Anadolu’nun yerli yaşantısını başarılı bir biçimde yansıtmıştır. Romanlarında, çok canlı bir üslup ve gözleme dayalı olan realizm bulunur. Bakanlık müfettişi olması sebebiyle, Anadolu’yu karış karış gezerek Anadolu insanını çok yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Genellikle toplumsal sıkıntıları ele alan eserlerinde gerçek hayattaki insanları ve olayları başarıyla kullanmıştır.
Eserlerinden bazıları;
Romanları: Yaprak Dökümü, Çalıkuşu, Damga, Acımak, Gökyüzü, Kızılcık Dalları…
Hikayeleri: Sönmüş Yıldızlar, Olağan İşler…
Tiyatroları:Eski Rüya, Hançer, Taş Parçası

Kitabın adı: Yaprak Dökümü
Basım evi: İnkılap
Baskı saysı:26
Sayfa sayısı:135
Karakterler:
Ali Rıza Bey eski Türk adetlerine göre yetişmiş, çalışkan ve ahlaki konularda titiz bir mülkiye memurudur. Yirmi beş sene çeşitli memuriyetlerde Anadolu’nun çeşitli bölgelerini dolaşmıştır. Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca bilmektedir. Kitap okumayı seven, nazik ve mahçup biridir. Ahlak, namus ve şeref gibi konularda taviz vermeyen bir yapıya sahiptir.
Hayriye Hanım, Ali Rıza Bey’in eşidir.Kocasının güçlü ve mevki sahibi olduğu günlerde sergilediği anlayışlı ve uysal tavır; eşi sıkıntılı günler yaşarken; yerini kavgacı, isyankar ve memnun edilemez bir tutuma bırakmıştır. Okumuş biri olduğu söylenemeyecek olan ve çocuklarına çok düşkün olan bu hanım, pek çok şeyi hayattan öğrenmiştir. Aile içindeki rolü genellikle arabuluculuktur.
Fikret, Ali Rıza Bey’in büyük kızıdır. Kardeşleri arasında en olgun olandır. Kafa yapısı olarak babasına en yakın olandır. Kardeşlerine daha fazla dayanamadığı ve ailesine yük olmak istemediğinden fakir bir adamla evlenmiştir.
Leyla ve Necla, Ali Rıza Bey’in diğer kızlarıdır. Aralarında fazla yaş farkı bulunmadığından çok yakındırlar birbirlerine. En büyük hayalleri olan zenginliğin babalarına çok uzak olduğunun farkındadırlar. Zengin birer koca aramaktadırlar. Saygısız davranışlar sergilemektedir.
Şevket, Ali Rıza Bey’in oğludur. Ali Rıza Bey işini kaybettiğinde ailenin geçim yükünü üzerine almıştır. Ailenin en mantıklı düşüneni ve olayların iç yüzünü kavrayabilenidir. Çalıştığı bankadan para çalmak suçunda hapse atılıştır.
Ayşe, Ali Rıza Bey’in en küçük kızıdır. Yaşı sebebiyle olaylardan uzaktır.

Özet:
Memurlukla geçimini sağlamaya çalışan Ali Rıza Bey; annesi ve kızkardeşinin ölümüyle işini bırakır ve Anadolu’ya gider. Gittiği yerlerde ve bulunduğu görevlerde ilkelerinden taviz vermeyen tavrını sürdürmesi, işsiz kalmasına sebep olur. Tekrar İstanbul’a dönmek zorundadır. Beş çocuğuyla birlikte babasından kalan bir eve sığınır. Emekli olduktan sonra Altın Yaprak A.Ş. ‘ye girer. Patronu eski bir öğrencisidir. Aynı iş yerine Ali Rıza Bey, tanıdığı bir ailenin kızını sekreter olarak aldırır. İşe aldırdığı Leman adındaki kız, patronu Muzaffer Bey ile ilişkiye girer ve hamile kalır. Muzaffer Bey, Leman ile evlenmeyi reddeder. Ali Rıza Bey, gururuna yediremeyip istifa eder. Daha sonra evin oğlu Şevket işe girer ve ailesini bu zor durumdan kurtarır. Bu arada Şevket, Ferhunde adlı bir iş arkadaşına aşık olur ve onunla evlenmek ister. Ali Rıza Bey, önceleri bu işe karşı çıkar fakat daha sonra evdeki baskılara dayanamayıp evlenmelerine izin verir. Ferhunde, eve yerleşince hakimiyeti ele geçirir. Leyla ve Necla’yı arkasına alarak evin havasını değiştirmeye başlar. Evde danslı partiler vermeye başlar. Şevket de bu yüklü para ihtiyacını karşılamak amacıyla çalıştığı şirketten gizlice para alır. Hırsızlıktan hapishaneye girer. Evdeki huzursuzluktan rahatsızlık duyan Fikret, İzmit’ten yaşlı ve çocuklu bir adamla evlenerek evden ayrılır. Böylece evdeki yaprak dökümü başlamış olur. Maddi sıkıntıya katlanamayan Ferhunde, gizlice evi terkeder. Suriyeli Abdül Vehhap Bey adında zengin görünen biri Leyla ile evlenmek ister. Kendini çok zengin olarak tanıtan bu adam, Leyla ile nişanlanır. Bir kavgalarının ardından ayrılırlar. Leyla kötü yola düşer. Ali Rıza Bey, onu evden kovar. Bir yaprak daha düşmüştür.
Leyla, bir avukatın metresi olmuştur. Annesi ve Ayşe de onunla birlikte oturmaktadırlar. Ali Rıza Bey’e hafif bir inme iner ve hastaneye kaldırılır. Bir gün Leyla, Ali Rıza Bey’i hastaneden alıp kendi oturduğu lüks apartmana götürür. Ali Rıza Bey, artık Leyla’nın yanında yaşamaktadır. Mutlu bir yaşantısı olmuştur ama eski kahve arkadaşlarıyla göz göze gelmediği sürece.
Konu: Eski Türk terbiyesi almış olan Ali Rıza Bey ile batılılaşma hareketine kendileri fazla kaptıran zenginlik aşığı çocukları arasında yaşanan çatışmalar işlenmiştir.
Yer ve zaman: I. Dünya Savaşı sırasında genellikle İstanbul’da bir evde geçmektedir.
İletisi: Reşat Nuri Güntekin bu romanında, batılılaşma hareketinin yanlış algılanması ve bu durumun getirmiş olduğu olumsuz sonuçları işlemiştir.
Dili: Romanda, sade bir dil kullanılmaya çalışılmıştır ama bu eserde itidal ve nüzül gibi Osmanlıca kelimelere de rastlamak mümkündür. Kısa cümleler çoğunluktadır. Tasvirler sınırlı tutulmuşur.

Honore de Balzac(1799 – 1850), realizm akımının kurucularındandır. Realistliğini bütün romanlarını hayattan alarak göstermiştir. İnsanla ilgili herşeye tam bir araştırmacı gözüyle bakmıştır. Tarafsızlığı sayesinde toplumun tahlilini doğru bir şekilde yapmayı başarmıştır. Uzun cümleler kullandığı romanlarında tasvirleri uzun tutmuş, ismi geçen her şahsı ayrıntılı bir biçimde anlatmıştır.
Romanları: Eugine Granded, Cesar Britteau, Vadideki Zambak, Goriot Baba…
Kitabın adı: Goriot Baba
Çevirmeni: Nesrin Altınova
Basım evi: Sosyal Yayınlar
Baskı sayısı:3
Sayfa sayısı:336

Karakterler: Eserdeki en önemli karakter olan Eugene de Restignac, Paris’e hukuk okumaya gelen yakışıklı, iyi huylu ve tertipli bir gençtir. Paris’in bozuk düzenine uymamak için çaba harcayan bir öğrencidir.
Goriot Baba: 69 yaşında kendi halinde, pansiyonda yaşayan biridir. Pansiyona gelmeden önce basit bir makarna işçisiyken, ustasını tezgahına sahip olup bu tehlikeli dönemin önemli kişilerince de korunmuştur ve bir servete sahip olmuştur. Karısının ölümünden sonra kızlarına aşırı derecede bağlanmıştır ama karşılığını alamamıştır. Her yıl sonunda pansiyondan bir kat daha yukarı çıkarak oda kirasından bir kat daha kısmak zorunda kalmıştır.
Vautrin: Amerika hayaliyle yaşayan ve siyah sermaye olarak nitelendirdiği zencileri maliyetsiz çalıştırarak para kazanmaya çalışan, hapishaneden kaçmış biridir.
Matmazel Tailefer: Öyküsü bir kitaba konu olabilecek biridir. Babası zengin biridir ve onu reddederek bütün servetini oğluna bırakmak istemektedir.
Anastasie ve Dephine; Restaut ve Nucungen kontlarıyla evlenirler. Küçüklüklerinden beri her istedikleri gerçekleştirilmiştir. Daha 15 yaşındayken arabaları ve uşakları vardır. Babaları onları çok sevmesine rağmen onlar sadece para için onunla muhabbetteydiler. Goriot Baba sefalet içinde yaşarken, kızları lüksün her türlüsü içinde rahat yaşamaktaydılar.

Özet:
Paris’in kenar mahallelerinin birindeki pansiyonda uzun süredir kalmakta olan Goriot Baba, çevresi tarafından pinti bilinen ve alaya alınan gizemli biridir. Aynı pansiyonda; soylu bir aileye mensup olmasına karşın parasız ama hırslı Eugene adlı bir hukuk öğrencisi kalmaktaydı. Zengin olmak isteyen bu genç, kuzeni vasıtasıyla Paris’in zengin aileleriyle tanışmaya başlar. Tesadüfen Eugene, Goriot Baba’nın iki kızıyla da tanışır. İkisi de mutsuz evlilikler yapmışlardır. Büyük kızı Anastasie, kocasını Maxime isimli kumarbaz sevgilisiyle aldatmaktadır. Anastasie, tüm parasını Maxime’ye kaptırır. Goriot Baba’nın küçük Delphi ise kocasından ne sevgi ne de para elde etmiştir. Delphi Eugene’ye aşık olur. Kızlarının bu durumunun bu durumunu öğrenen Goriot Baba iyice yıkılır. Eugene’nin kuzeni de gönlünü Ajuda adlı birine kaptırmıştır. Ajuda başka biriyle evlenecektir. Bunu öğrenen kuzen Madem de Beuseant hayal kırıklığına uğrar ve Paris’i terkeder.Bu sıralarda Goriot Baba, elinde avucunda ne varsa satmış ve hasta olmuştur. Parası dışında hiç bir baği olmaa kızları onu bu zor döneminde yalnız bırakırlar. Babalarının ölüm döşeğinde olduğunu bile bile partilerde eğlenmeyi tercik ederler.Goriot baba ölür. Eugene ve tıp öğrencisi bir arkadaşı ile onu toprağa verirler. Eugene tüm cenaze masraflarını üstlenir.
Konu:Sosyal ve kültürel çevrelerin değişik özellikler göstermesine rağmen kuşaklar arası çelişkiler sorun yaratan düşünce tarzları ve toplum içindeki insan ilişkileridir. Romanda kızları için servetini, işini, onurunu, maddi ve manevi herşeyini feda eden bir babanın evlet sevgisi karşılığında uğradığı hayal kırıklığı; sevgi, şefkat, anlayış ve özveri dolu bir aileden çıkarak her türlü ahlaksızlığa yataklık eden ve namuslu insanların gömülüp kaybolduğu Paris’te hukuk fakültesinde okuyan bir öğrencinin yaşadıkları anlatılmaktadır.
Yer ve zaman: Olaylar 18. yüzyılda geçmektedir. Olayların geçtiği yer Vaquer Pansiyonudur.
İletisi: Balzac, Paris’in içine düştüğü sosyo ekonomik problemlerin boyutunu ve pansiyonda kalan birbirinden farklı hayatlardan gelen insanları inceleyerek göstermeye çalışmıştır.
Dili: Kullanılan katı Fransızca ke kurulan uzun cümleler, romanın anlaşılmasını ve çevrilmesini zorlaştırılmıştır.
Balzac tasvirleri uzun tutmuş ve benzetmelerden de gerektiği kadar faydalanmıştır.

İki romanın ilişkisi:
Romanlar arasında yüzyıllık bir zaman ve yer farkı olmasına rağmen konularının birbirlerine çok benzediği kolaylıkla farkedilir. Sosyal içeriklidirler. Toplumdaki sosyal bozukluğun, aile ilişkilerine ve yaşantılarına yansıması ortak konudur. İki romanda da evlatları için her türlü fedakarlığı yapabilecek birer baba vardır.
Goriot Baba, paranın gücüne inandığı ve hatırı sayıılır bir servet sahibi olduğundan kızlarını para ile mutlu etmeye çalışmaktadır. Onların ahlaki gelişimleriyle hiç ilgilenmemektedir.
Buna karşın Ali Rıza Bey, Çocuklarını ahlaki gelişimleriyle daha fazla ilgilenmektedir.
Reşat Nuri Güntekin, tasfire daha az yer vererek kitabın akıcılığını arttırmıştır. Balzac ise tasvirleri her ne kadar yerinde kullanmışsa da kimi zaman okuyucuyu romandan soğutmuştur. Aralarındaki en önemli benzerlik de yazarların sade halk tabakasını işlemiş olmalarıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir