logo

Sinekli Bakkal Romanının Özeti


Sinekli Bakkal Romanının Özeti
SPONSORLU BAĞLANTILAR

SİNEKLİ BAKKAL
BİRİNCİ KISIM :
Bu dar arka sokak bulunduğu semtin adını almıştır:
Sinekli Bakkal.
Evler hep ahşap ve iki katlı. Köhne çatılar, karşıdan karşıya birbirinin üstüne abanır gibi uzanmış eski zaman saçakları. Ortada baştan başa uzanan bir aralık kalmış olmasa, sokak, üstü kemerli karanlık bir geçit olacak. Doğuda, batıda, bu aralık, renkten renge giren bir ışık yolu olur. Fakat sokağın yanları her zaman serin ve loştur.
Köşenin başında durup bakarsanız; her pencerede kırmızı toprak saksılar ve kararmış gaz sandıkları görürsünüz. Saksılarda, al, beyaz, koyu kırmızı sar-dunya, küpeçiçeği, karanfil. Gaz sandıkları da öbek öbek yeşil fesleğenle dolu. Ta köşede bir mor salkım çardağı altında çevrenin en işlek çeşmesi var. Bütün bunların arkasında tiyatro dekorunu andıran beyaz, uzun, ince minare…
Eğer bir yabancı durur, su dolduran kadınlarla ahbaplık ederse bir kı-nalı parmak ona mutlak iki yer gösterir:
Biri Mustafa Efendi’nin ‘‘İstanbul Bakkaliyesi’’, öteki arka pencereleri çeşmenin üstüne açılan İmam’ın evidir.
Mahalle imamı bağnaz bir kişidir. Hep cehennemin zebanilerinden bahseder,bu mahallede yaşayan herkesin cehennemde yanacağını hesap ederdi.İmamın Emine adında bir kızı vardı.İmamın belki de en beklemediği şey aynı mahallede bakkalcı Mustafa efendinin yeğeni karagözcü ve ortaoyuncu Tevfik ile, babası istemediği halde evlenmesi idi.
Tevfik, ortaoyununda “zenne” (kadın) rolüne çıktığı için “Kız Tevfik” diye anılmaktadır. Hatta bu mahallede oturan Zaptiye Nazırı Selim Paşa bile onu izlemeye gelmiş ve Kahkahalar atmıştı. Tevfik dul annesi ile dayısı Mustafa Efendi’nin evinde yatar kalkarlardı.Günün birinde dul annesi ve dayısı ölünce ev ve bakkal dükkanı ona kalmıştı.
Emine Tevfikte ideal ve koca sezinlemişti ve oyunculuğu bırakması şartı ile Tevfikle evlenmişti.Tevfik’in dayısı öldükten sonra İstanbul Bakkaliyesinde işler iyi gitmemeye başlamıştı. Dükkana ayak takımı doluşmaya başlamıştı. Mallar bayattı ve kibar müşteriler birer birer çekiliyorlardı. Emine buna müsaade etmedi, İstanbul Bakkaliyesini eline aldı. Bakkalı düzenledi. Artık bakkalın bütün işlerine Emine bakıyordu. Bakkal tekrar eski günlerine kavuşmuştu. Dükkan bol paralı müşteriler geliyor veresiye kesiliyordu.
Fakat Tevfik’in içi rahat değildi. O eskisi gibi ortaoyunu oynatmak isti-yordu.Bu iki çift arasındaki münasebet ipleri gün güne koparmaya başlamış-tı. Bir gün Emine yatarken Tevfik’in yanında olmadığını fark etti ve aşağıya indi baktı ki Tevfik onun taklidini yapıyordu. Dokuma sini örtüsü arasında güya yeldirme, şeker çuvalı önünde önlük,yemek havlusu başında baş örtü onun fasulye pazarlığı yapışını taklit ediyordu.İşin burasında bir şey yoktu esas mesele Emine’nin üst dudağının tüylerini cımbızla yolmasının taklidini idi. Emine buna çok kızdı etrafı dağıttı. Ağlayarak babasının evine gitti. Bu olayı imam komisere şikayet eder ve Tevfik Sinekli Bakkaldan kaybolur.
Bir süre sonra Tevfik’in ünü tekrar ortaya çıkmıştır. Bu sefer oyunun adı “Bakkal Çırağı”. Bu oyunu seyretmek için herkes Göksu’ya gidiyordu. Bu olaydan sonra Emine Tevfik’i boşadı. Din, iman gidiyor diye Padişaha haber verdiler. Padişahta ortalık sakinleşsin diye Tevfik’i Gelibolu’ya sürdürdü.
Tevfik’in sürgün yıllarında bir kızı olur. Adını Rabia koyarlar. İmam Ra-bia’yı mektebe göndermek istemez çünkü Emine ile Tevfik münasebeti mek-tepte başlamıştı. Kızın dini eğitimini kendi verdi. Rabia’nın da yanık bir sesi vardır. Kızı hafız yaptı. Rabia’nın ünü günden güne artar. Bunu duya Selim Paşanın karısı Sabiha hanım kızı yanına çağırtır.
Sabiha Hanımı herkes iyilik sever, bağışlayıcı olarak bilirdi. Bu Sabiha Hanımın karşıdan görünüşüdür. Fakat o dedikoducu biriydi, başına bir sürü dalkavuk toplar sürekli dedikodu yapardı. Sabiha Hanım Emine den hoşlan-mazdı. Bunun sebebi Tevfikti. O Tevfik’in maskaralıklarından hoşlanır, her oyununa giderdi. Tevfik sürülünce onun tiyatro merakı bitmişti.
Sabiha Hanımın birde oğlu vardı. Adı Hilmi idi. Sabiha Hanımın oğlu “Genç Türk” adı ile yayılan Padişahı devirme macerasına dalmıştı.Hilmi’nin birde karısı Dürnev vardı. Sabiha Hanım genç Çerkes Dürnev’ i küçüklüğünden bakıp büyütüp oğluyla nikahladı. Paşa oğlunu hiç sevmezdi. Oğlu çelimsiz biriydi. Bundan dolayı Paşa başka bir karı almıştı. Onu şehir dışında bir evde oturttu. Ondan bir oğlan istedi fakat kadının bir kızı olmuştu ve kızını doğururken ölmüştü. Bunu ne kadar Sabiha Hanımdan gizlemeye kalkışmış ise de yinede engel olamamıştı. Sabiha Hanım kızın adını Mihri koymuştu. Küçük yaştan büyütüp öğrenimiyle ilgilenmişti.
Bir gece Sabiha Hanım Rabia’ya Mevlüt Kandiline gelip Kur’an okumasını istedi. Rabia Mevlüt Kandiline gelmişti. Orada Kanarya adındaki Çerkez kızla tanışmıştı. O gece Hilmi salonun kapısından Rabia’yı dinlemişti. Ona göre Rabia Avrupa Musikisi dersi almalıydı. Fakat Selim Paşa buna karşı çıktı. Selim Paşa da kızın sesine hayran kalmıştı. O gece bu konuda baba oğul çok tartıştı. Hilmi’ye göre İtalyan piyanist Peregrini’yi kıza hoca tutmaktı. Selim Paşaya göre bu kıza muallim tutmak gerekti.
Cuma selamlığı çok kalabalık ve tantanalı olurdu. Halk oradaki zengin, üniformalı ve saray içerisinde yaşayan bakanların cins cins atlarını, araba-larını görmeye gelirdi.Bu kalabalık içersinde Salim Paşanın ne tür zorluklar çektiğini kimse kafasından bile geçirmezdi. Çünkü Selim Paşa II. Abdulhamit’ i korumakla görevli idi. O bu kalabalık içersinde Padişaha top ve silah atılması ihtimalinden korkarak terli terli bir gün geçirirdi. Onun rahatlaması ta ki II. Abdulhamit’ in konağından içeriye girmesine dek sürerdi.
Selim Paşa Olağanüstü güzel bir sesi olan Rabia’ya aynı konağa gidip gelmekte olan Mevlevi şeyhi Vehbi Dedenin tutulmasına karar verildi.Paşa imam efendiyi razı etti. İmama para verilecekti. İmam paradan çok özellikle Rabia sayesinde önemli şahsiyetlerle yüz yüze gelecek ve övünecekti.
Rabia’nın Vehbi Dede ile musiki dersleri Arabi ve Farisi derslerden hayli sonra başladı. Rabia ilk derslerinden sonra tef çalmaya baladı. Rabia’nın tef çaldığını duyan Emine çok kızdı. İmam Rabia’ya tefi kimin çaldırdığını sordu. Kız Vehbi Efendi dedi. İmam da Emine’ye Vehbi Efendinin tefi dünya zevkine araç olarak çalmadığını uzun izahlarla anlattı. İmam musiki derslerinde Rabia’yı serbest bırakınca kız teften sonra ud, kanun, hemen alaturka sazların hepsini, Vehbi Dede’yi hayran bırakacak bir şekilde öğrendi. Artık kız Kur’an okumak bahanesiyle Sabiha Hanım’ın odasında, akşamları hep şarkı söylüyordu.
Rabia’nın Vehbi Dede ile devam eden derslerinin tesirini konakta en çok ilgi takip eden Hilmi olmuştu. Hilmi her Perşembe başına dalkavukları toplar anlamsız Doğu- Batı tartışmaları yapardı. Hilmi Paşanın konakta bulunmadığı bir Perşembe kızı Peregrini’ ye göstermeye karar verir. Kıza bir Kur’an okuturlar. Peregrini kızın muhteşem bulur. O gece Rabia konaktan dönerken İstanbul Bakkaliyesinin üstündeki katta ışık olduğunu fark eder. Bekçiye sorduğunda Tevfik’in yani babasının tekrar geri döndüğünü haber alır.
O Cuma sabahı Rabia yine sebze sepetini kucağına alır pazardan dönüşte Sinekli Bakkal sokağına sapar tam sokağın ortasında “İstanbul Bakkaliyesi” levhasının yenilendiğini fark etti. Dükkanın içersine girdiğinde bir cüce ile karşılaşır. Cüce Tevfik’e müşteri geldiğini haber verdi. İçerden uzun boylu bir adam çıktı. Rabia’ya babasının adını sordu. Rabia da “Kız Tevfik” dedi. İşte o zaman Tevfik bir nehir gibi taşmış Rabia’nın etrafında dönmeye başladı ve Rabia’ya sarılıp şapur şupur öptü.
Bu olaydan sonra Emine Tevfik’in geri döndüğünü haber alır. Tevfik’in tekrar sürülmesi için elinden geleni yaptı ise de bir sonuç alamaz.İki tarafı da yanına çağıran Selim Paşa, -kızında zorlamalarıyla- kızın babasıyla oturmasına karar verir. Fakat kızın Ramazanda kazandığı para imama verile-cekti.
Kız İstanbul Bakkaliyesinin de kontrolünü eline geçirdi. İşler düzgün gitmeye başladı. Eski Emine devrinden bile çok müşterisi olmuştu. Ramazana iki hafta kala dükkana misafir gelen Pembe bu üçlünün neşe kaynağı idi. Pembe Sabiha Hanımı eğlendirmek bahanesi ile Gelibolu dan konağa gelmişti. Her gün bir kere Sinekli Bakkala yollanır herkesi eğlendirirdi. Kızın sanatına hayran olan Vehbi Dede ve Peregrini Tevfik’in evine gidip gelmeye başlarlar.
Rabia Ramazan da Mevlüt okumaya başlamıştı. Rabia, Kuran’ı hele Mevlüt’ü o kadar üstün bir sanatla okumaktadır ki Doğu musikisinde adeta bir çığır açmıştır. Peregrini de Rabia’yı merakla camiden camiye koşarak dinliyordu. Rabia’ya olan ilgisi günden güne artıyordu.
Rakım bir gün dünyada en çok kimi sevdiğini sorar. Rabia da “Tevfik” der. Bunun sebebi herhalde küçük yaşta çok eziyet çekmesi ve ezilmesiydi. Rabia babasının evine gittiği günden beri dedesi bekleme komutunu almıştı. Annesi Emine ise her namaz sonunda Rabia’ya korkunç beddualar ediyordu.
Sinekli Bakkal’a sık sık gidip gelmeye başlayan Pembe’nin Tevfik’ e olan ilgisinin git gide artması mahallede dedikoduların oluşmasına neden oldu. Bunu Sinekli Bakkal’da yaşayan taze bir kadın Emine’ye gelip söyledi. Emine bu konuyu çok düşünmüştü. O günün ertesi sabahı Emine dükkana gidip Rabia’ya pişman olacağını, eve geri döneceğini ve döndüğü zaman da kendisini kabul etmeyeceğini söyledi. Rabia da asla, ne olursa olsun babasını bırakmayacağını söyledi. Bu olay Rabia’nın Emine’yi son görüşü oldu.
Selim Paşanın Bayram Ağa adında bir bahçıvanı vardı. Adam yaşlı bir <> köpeğine benzerdi. Onun 15 yaşında Bilal adında bir yeğeni vardı. Aynı kendisinin kopyesi idi. Fakat aralarındaki tek fark Bilal bir <> tan ziyade şahine benzerdi. Bir gün Rabia konağa gittiğinde Bilal’ le tanıştı. Bilal Rabia’ya bir gül verdi. Bu olay Rabia’yı duygulandırmıştı. Önce gülü Bilal’ in suratına fırlatmak istediyse de sarı güllere olan zaafından gülü kokladı.
Tevfik, Kabasakal Kıraathanesinde perdesini kurdu. Tevfik’ in perdeye sürdüğü kahramanların görünüş olarak diğerlerinden bir farkı yoktu. Fakat kuklaların rolleri değişmişti. Tevfik’ in “Mirasyedi” rolündeki kahramanı II. Abdulhamit’ in rüşvet yiyen Dahiliye Nazırı Zati Bey’e çok benziyordu. “Avu-kat” rolündeki kukla Tüfekçi başına benziyordu. Kabasakal Kıraathanesinin müşterileri günden güne artıyor, herkes Tevfik’ in kullandığı kahramanları tartışıyordu.
Aynı günlerde İstanbul Bakkaliyesine Rakım bakıyordu. Rakım’ın dük-kanda olmadığı bir gün. Sabit Beyağabey taifesi Rabia’nın evlenecek yaşa geldiğini tartışıyorlardı. Rabia’nın da mahallenin diğer kızları gibi evliliği merak sarmasını istiyorlardı. Rabia’yı yola getirmek için aralarında Sabit Beyağabey’i seçip dükkana yolladılar. Rabia bu olaya çok kızdı. Sabit Beyağabey’i tepeledi. Rabia onun gözünü korkuttu. Bu olaydan sonra mahallede kimse Rabia’ya yan gözle bakamadı.
Yeni Dahiliye Hazırı Zati Bey’in yıldızı parladıkça, Zaptiye Nazırı Selim Paşanın önceki durumu sönmeye başladı. Selim Paşa hala Paşanın kölesi ve koruyucusu olmaya devam ediyordu. O hala kese kese altın almasına rağ-men konağı işletmek için atalarından kalan han, hamamları satıyordu. Zaptiye Nazırı sıfatına dayanarak başka yerlerden para edinebilirdi fakat namus ölçüsü buna müsaade etmiyordu.
Rabia bir gün konağa gittiğinde Selim Paşa ona dükkandan çekilme-sinin önerdi. Çünkü Selim Paşa’ya göre Rabia’nın evlenme yaşı gelmişti,dükkana serseri, neydi yi belirsiz biri gelebilir ona laf atabilirdi. Rabia da Paşanın bu düşüncesini sezinlemiş ki, geçen gün Sabit Beyağabey’ in başına gelenleri anlattı. Bunu duyan Selim Paşa ve Sabiha Hanımın gülmekten yanakları ağrımıştı.
Artık Rabia’nın bir konser gibi sıralı musiki dersleri Hilmi’nin odasında, Tevfik’in boş olduğu perşembe akşamlarına rastlıyordu. Hilmi ve arkadaşları alaturka musiki derslerine alışmışlardı. Peregrini de ders bitmeden önce piyano çalıyordu.
Rabia’nın büyümesi ve evlilik yaşına gelmesi herkesin dikkatini çekmişti. Rakım bile Rabia’nın evliliğin düşünüyordu. Rabia bir gün Sabiha Hanıma; Bir Müslüman kızla, bir Hıristiyan erkek evlenirse ne olur? Diye bir soru sormuştu. Sabiha Hanımda şaşırarak, nikahlarının kıyılamayacağını söyledi.
Rabia bir akşam yine Sabiha Hanım ve Selim Paşa ile sohbet etmek i-çin konağa varır. Sabiha Hanım Rabia’ya bir talibi olduğunu. Galip Bey’in ev-lenme teklif ettiğin söyledi. Rabia asık bir suratla bu teklifi kabul etmedi. Rabia konağa gidip geldikçe Bilal’ le karşılaşıyordu. Bilal Rabia’ya tutulmuş,ona kötü bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışırdı. Bilal kendisini Zaptiye Nazırı olarak görürdü. Her zaman Rabia’ya istikbaldeki halini anlatırdı. Bir gün Bilal Rabia’nın dudaklarını ilk ve son kez öpmüştü.
Bilal ile Rabia’nın birlikte buluşmaları konak sakinlerin gözlerinden kaçmamıştı. Köşe başlarında, selamlıkta dedi kodular hiç eksilmemişti. Bu dedikoduyu duyan Bayram Ağa, Selim Paşa ile konuşarak bu münasebetin bitmesini istemiştir. Ona göre yeğeni ancak Zaptiye Nazırına damat olabilirdi. Bu ilişki burada sona ermiştir.
Tevfik hasta olmuş, tifoya tutulmuştu. Doktor mahallede sükunet olmasını tavsiye etti. Artık mahalledeki çocuklar başka mahalleye gidip oynamaya başlamış. Dedikoducu kadınlar diğer mahalleye misafir olmuştu. Hastalık devrini yapmış geçmiş idi. O gece hem kandil hem de Bilal’ın kınasıydı. Peregrini Rabia’ya annesinin ölmüş olduğunu haber vermişti. O kadar eziyet etmesine rağmen Rabia yine de bu habere üzülmüştü.
Bir gün dükkana bir adam gelmiş, Tevfik’i Zati Beyin yanına götürmüştü. Zati Bey Tevfik’e mahallede olanları ve Kabasakal Kıraathanesinde olanları sordu. Zati Bey Tevfik’i kenarı sıkıştırmıştı. Fakat Zati Bey onu affetmişti. Ve bir şartı vardı;“Bu olanların tekrarlan mamasıydı”. Eğer tekrarlanırsa süreceğini söylemişti. Zati Bey Tevfik’ in gözünü korkutmuştu.
İkinci Mabeyinci Padişaha, Fransız posta hanesine devleti yıkmak ile ilgili dokümanlar geldiğini bu konuda önlem almasını bildirdi. Padişahta bu konu ile ilgili Selim Paşayı görevlendirdi. Selim Paşa oğlundan şüpheleniyordu. Oğlu karısı ile beraber Beyrut’a tatile gitmişti. Paşa, oğlu eğer tatili boyunca bir girişimde bulunmazsa oğlunun suçsuzluğuna inanacaktı. Hilmi de tatilini hiçbir şey yapmadan geçiriyordu.
Rabia yine her zaman ki gibi konağa sohbet etmeye gelmişti. Tevfik’in kız kılığına girip Kadıköy de ki eski oyun arkadaşlarını ziyaret ettiğini anlattı. Sohbet ederken paşayı Rana Bey çağırtmıştı. Rana Bey kadın kılığında bir er-kek yakaladıklarını haber verdi. Paşa bu kişinin Tevfik olduğunu söyledi. Rana Bey bu işin çok ciddi olduğunu, Tevfik’in Fransız posta hanesinden yasak evrakları aldığını söyledi. Paşa’nın “Kestaneci” rolündeki adamı posta hanenin önünden geçerken Tevfik’in kadın kılığında olduğu ve çıkışta kestane alırken erkek kundurası giydiğini fark etmesi sayesinde. Onu arka sokakta yakaladıklarında elinde çok yasak evraklar bulmuştu. Paşa üstünü giyinip karakola gitti. Paşa Tevfik’e sorar, fakat bir cevap alamaz.. “Göz Patlatan” lakaplı memur, en kararlı suçluları bile konuşturmayı başarırdı. Tevfik konuşmamaya yemin etmiş gibi tek bir kelime bile söylemedi.
Rabia günlerden beri Tevfikten bir haber alamamıştı. Daha sonra Tev-fik’in başına gelenleri haber aldı. Bir gün Rabia Rakımla birlikte karakola Tev-fik’i görmeye ve Tevfik’e eşya götürmeye gider. Selim Paşa Tevfik’i görmek için Rabia’ya izin vermedi. Rabia ağladı,Selim Paşanın ayağına kapandı ama bir sonuç alamadı.Hilmi’nin de geri dönmesiyle birlikte bu olay bir sonuca va-rır. Hilmi ile Tevfik Şam’a ötekiler de Yemen’e ve Fizan’a sürülür.

İKİNCİ KISIM :
Bir sürü kadın birikmiş Rabia’ya teselli vermek ve olanları unutmak için başına toplanmış yanından ayrılmıyorlardı.Rabia babası sürüldüğünden beri bir ölü gibi yaşıyordu.Hem artık konağa hiç gitmiyordu.rakım’a göre Rabia’yı ancak Peregrini teselli edebilirdi.Peregrini Rabia’ya günden güne daha çok bağlanıyordu. Peregrini bir süre sonra ortadan kayboldu.
Peregrini on beş gün sonra Sinekli Bakkal’a tekrar geldi.Herkese hedi-ye getirmişti. Peregrini Rabia’nın yanına geldiğinde onu hasta buldu.Rabia’nın boğazları inmiş,sesi gitmişti.Peregrini Rabia’yı bir doktora göstermek gerektiğini söyleyip gitti.
Rabia’nın yeni hayatında her şey çok çabuk değişmişti.O artık hep odasında kendini musikiye vermişti.Boğazları da iyileşmişti.Neşeli,canlı şarkılar söylemeye başlamıştı.Haftada iki defa Vehbi Dede geliyordu.Onun sen çok sevindiği haber Mevlüt okuyabileceğiydi.Her gün Mevlüt’ e çalışıyordu. Rakım Rabia ile, onun evlilik yaşının geçtiğini tartıştı.Rabia’nın gönlü Peregrini’deydi.Pembe konaktan gelince;”Bilal’le Sabiha Hanım arasından su sızmıyor” dedi.Bu işe Rabia biraz bozuldu ama belli etmedi..
Peregrini bir akşam Sinekli Bakkal’a geri döndü.Peregrini Rabia’ya karlı bir iş bulmuştu.Rabia Nejat Efendinin Sarayında alaturka orkestra yapacak-tı.Bunu Nejat Efendinin karısı için yapacaktı.Hem Rabia Tevfik’in ihtiyaçlarını görebilmek için Mevlüt okuyacaktı.Mevlüt’ü okuduktan sonra Nejat Efendi’nin konağına gidip ders verecekti.
O Perşembe günü Rabia saffet Bey’in evinde Mevlüt okumak için git-ti.Mevlüt’ü büyük bir ustalık ile okudu.Yemekte Kanarya ile karşılaştı.Uzun bir süre önce bu ikili aynı sofrada yemek yerlerdi. .Bu arada yemeğe Peregrini ve Vehbi Dede de geldi.Saffet Beyin Rabia ile konuşmasını Peregrini kıskanıyordu.Dede de Kanarya ile konuşuyor ve Peregrini’yi konuşmaya katmak istiyor ama Peregrini buna kayıtsız kalıyordu.Rabia konaktan ayrılırken eline bir zarf veriyorlar.Rabia zarfı açıyor ve içinde on lira olduğunu görüyor.Bu babasının ihtiyaçları için fazla idi bile.Şimdi yine aynı sofrada yemek yiyorlardı. Kanarya’nın Nejat Efendi ile evlendiğini öğrenen Rabia fazla şaşırmadı.Çünkü Kanarya çok güzel bir kızdı.Nejat Efendi ile Rabia büyük bir tartışmaya girmişlerdi.Rabia’ya göre başta bulunanlar memleketin halinden anlamıyorlardı.Rabia ile Nejat Efendi arasında çok benzerlik vardı.İkisi de küçücük yaşta eziyet çekmişler ve ezilmişlerdi.
Bu olaylar arasında Peregrini’nin annesi ölüyor.Peregrini bu yüzden memleketine gidiyor.Rabia Vehbi Dede ile Peregrini hakkında konuştu.Çünkü Peregrini’nin gelmemesinden korkuyor.Gönlü hala Peregrini’deydi. Vehbi Dede Rabia’ya endişelenmemesini,Peregrini’nin geri döneceğini söylüyordu ve Peregrini’ye büyük bir miras kaldığından bahsediyordu.Peregrini iki üç ay sonra Sinekli Bakkal’a geri döndü.Hem de büyük bir mirasa konmuştu.Peregrini bakkala girdiğinde karşısında Rakım’ı gördü.Rakım şaşırmıştı ve Peregrini’ye baş sağlığı diledi.Peregrini sağ ol dedi ve Rabia’nın nerede olduğunu sordu.Rakım da odasında diye cevap verdi.Peregrini Rabia’nın yanına her şeyi göze alarak gitti ve Rabia’ya evlenme teklif etti.Rabia da “Müslüman olursan seninle evlenirim,yoksa cevabım hayır” dedi.Peregrini her şeyi baştan göze aldığı için Rabia’nın şartını kabul etti.Peregrini odadan çıkarken Rabia da yeni adının “Osman” olmasını istedi.Rabia da konakla barışmıştı fakat Bilal’in düğününe gitmedi.
Bu arada Bilal ile Mihri Hanım evlilik hazırlığı yapıyordu.Bilal ile Mihri Hanım Hıdrellez günü evlendiler.Bu evlilikten fazla süre geçmeden Rabia ile Osman’ın evlilik hazırlıkları başlamıştı.Osman dini muameleleri yaptırır-ken.Sabiha Hanım,Kanarya ve Rabia da düğün hazırlıklarını tartışıyor-du.Geleneklere göre düğün olup bitmeden Rabia ile Osman görüşemiyecekler di.Bundan dolayı Osman bir şeye karışmadı.Rabia ile Osman evlenmişlerdi. Birkaç gün sonra Vehbi Dede Konya’ya gitti.Osman yeni hayatına alışmaya çalışıyor ve bazı eksiklikler hissediyordu.Ama bu konuda Rabia’ya bir şey söylemiyordu.
Osman, Eskici Fehmi Efendi ile ilk defa Cuma namazına gidecek-ti.Namaza gitmesinin sebebi merakından değil Rabia’nın dedesinin nasıl biri olduğunu öğrenmekti.Namaz kılındı Osman eve gitti.Rabia mutluydu.Çünkü kocası namaza gitmişti ama asıl namaz kılma sebebini öğrense hoşuna git-mezdi.Öbür gün Osman Evden erkenden çıktı ve Rabia’nın dedesinin evine gitti.Rabia’nın dedesi onu kabul etti.O Rabia’yı,Mevlüt paralarını vermedi diye kabul etmedi.Çünkü ona göre Rabia’yı yetiştiren oydu ve hakkını istedi.Osman da imama aylık 5 altın lira vermeye başladı.
Yaz aylarında Sinekli Bakkal da çekilmez bir sıcak vardı. Osman Sinekli Bakkal’dan sıkılmaya başladı ve tatile gitme konusunu açtı.Rabia daha Sinekli Bakkal dan hiç ayrılmamıştı.Ona göre böyle şeyler Sinekli Bakkal da hoş karşılanmazdı ve kabul etmedi.Bu arada Vehbi Dede Konya’dan dönmüştü.Rabia’yı tatil için ikna etti.Satvet Bey yazı Bebek’teki yalısında geçirmeleri için onlara birkaç aylığına vermişti.Bu olaya en çok sevinen Osman ve Pembe olmuştu.Rakım ise dükkanda kalacaktı.
Yaz onlar için çok iyi geçmeye başlamıştı.Rabia her akşam Rabia şarkı söylüyordu.Günler iyi geçerken Sabiha Hanım birden hastalanmıştı,çünkü Hilmi Şam Valiliğinden yazı Lübnan’da geçirmek için izin alır fakat Fransız gemisini kadın kılığında birisi kaçırır.Bu kişi Tevfik’tir.Tevfik Hilmi ve karısını kaçırdıktan sonra yakalanmıştı.Bu haberi duyan Rabia teselli vermek için Sabiha Hanım’ın yanına gitti.Artık burada son bulmuştu. Rabia Ağustosun ikinci haftası Sinekli Bakkala geri döndü.Sabiha Hanım bu olaya çok üzülüyor ve dertleşecek birini arıyordu ve bunun için Rabia’yı yanına çağırdı.Bütün içini döktü.Rabia Tevfik’in iyi olduğunu öğrenince sevindi.Fakat Tevfik Taif Kalesinde ceza almıştı.
Abdülhamit’e tam bir görev duygusuyla bağlı olan ve padişah aleyhinde çalışanlara türlü işkenceler ettirmekten çekinmeyen Selim Paşa, kendi oğlunu da sürdükten sonra, yavaş yavaş değişmeye başlar. Babalık ve insanlık duyguları uyanır ve görevinden istifa eder.İstifasını İkinci Mabeyinci de kabul ettikten sonra Şam’a Döner.
Osman Sinekli Bakkal’a varır varmaz imamın yanına gider.İmam çok hasta olmuştu.İmama vereceği aylığı üç gün de gecikmeli olsa vermişti. İmama bir bakıcı tutar ve bakıcıya bir şey olursa haber vermesini ister.Osman eve varınca büyükbabasının çok hasta olduğunu ona söyler.Rabia o gece yatar ve yarın dedesinin yanına gitmeye karar verir fakat Rakım sabah ona dedesinin öldüğünü söyler.
Selim Paşa ve padişahın da bulunduğu cenaze namazından sonra İkinci Mabeyinci ile Selim paşa arasında konuşmalar geçti.İkinci Mabeyinci ona bir takım sorular sordu.Paşa da Selim Paşayı överek Şam’a uğurladılar.Selim Paşa konağı Vehbi Dede’ye emanet ederek Şam’a gitmişti.Selim Paşa Şam’a gitmeden önce evdeki çoğu şeyi satmış,bostanlığı da kiraya vermiş,cariyeleri affetmiş ve kahya ile bahçıvan harici bütün hizmetçileri başından def etmişti.Artık Selim Paşa özgürdü.Bunca yıllık padişahın kulu artık onun hakkında atıp tutabiliyordu.
Bu olaylar arasında Rabia’nın hamile olduğu öğrenilir.Yalnız doktorlar Rabia’nın sağlığı açısından çocuğun tehlikeli olduğunu söylüyorlardı.Osman da bu yüzden bebeği düşürtmek istiyordu.Bunu Vehbi Dedeye danıştıktan sonra bu kararından vazgeçti.Rabia’yı iyileştirmek için Sabiha Hanım iki doktor tuttu.Bu doktorlar İstanbul’un en iyi doktorlarındandı.Rabia bu doktorların verdiği ilaçlar sayesinde çok çabuk iyileşti.Bu iyileşmeye doktor-lar bile şaşırdı.
Rabia kendi çevresinden ayrılmak istemez böylece imamdan kalan eve yerleşmek isterler.Artık Rabia da iyileştiği için imamın evine taşınmaya karar verirler.Rabia evi Osman’a gezdirdi.Evi nasıl dekore edeceklerine karar verdikten sonra evi yaptırmaya başladılar ve kısa sürede eve taşınırlar.
İkbal Hanım bir gün elinde hediye ile hem evi görmek için hem de be-bek hakkında konuşmak için Rabia’nın evine geldi.Konuştuktan sonra konağa geri döndü.Akşam olmuştu.Osman eve geldi.Rabia çok yorgun görünüyordu.Osman Rabia’ya erken yatmasını söyledi.Rabia da erken yatmak istemiyordu.Çünkü gece imama benzeyen birisi Rabia’nın rüyasına giriyor ve “Bu kadının çocuğunu ateşe atın” diyordu.Rabia onun için korkuyordu.O gece Rabia fenalaşmaya başladı.Sancıları başlıyordu.Rabia’nın sabaha karşı bir erkek çocuğu oldu.TEMMUZ ayında 1908 ihtilali oldu ve eski rejim sürgünleri vapur vapur gelmeye başladı.Bu özgürlüğe giden vapurların içinde Tevfik’te vardı.Tevfik’i karşılamaya Sabit Beyağabey ve arkasında Sinekli Bakkal’ın bütün bildik yüzleri toplanmıştı.Tevfik’in koluna Osman ve Vehbi Dede girerek onu vapurdan indirdiler.Tevfik iner inmez Rabia nerede diye sorunca torununu süslüyor cevabını aldı.Tevfik torununu görünce gözlerinden iki yaş yanaklarına damladı.Vehbi Dede dedi ki:
“Hayal takımına bir çocuk eklersin,Tevfik!”dedi.

HALİDE EDİP ADIVAR’IN HAYATI

1884 yılında İstanbul’da doğan Halide Edip Adıvar, İngiliz kültürü almasını isteyen babası Mehmet Edip Bey tarafından Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde okutuldu. Halide Edip bu okulda mistik doğu edebiyatını tanıdı ve Rıza Tevfik Bölükbaşı’ndan Fransız edebiyatı dersleri aldı. Ayrıca özel olarak Kuran-ı Kerim, Türk musikisi, Arapça ve felsefe dersleri de aldı. Bu dönemde matematik dersleri aldığı Salih Zeki ile sonradan bir evlilik yaptı.
1901’de koleji bitiren Halide Edip Adıvar, 1908 yılında gazetelerde kadın hakları ile ilgili yazılar yazmaya başladı. Halide Edip bu yazıları yüzünden bazı çevrelerin tepkisini topladı. 31 Mart Ayaklanmasının çıktığı dönemde Mısır’a kaçtı. 1909’dan sonra eğitim alanında çalışmaya başlayan Halide Edip, öğretmenlik ve müfettişlik yaptı. Balkan savaşlarında hasta bakıcılık yaptı. Bu işler sayesinde toplumun değişik kesimlerinden insanları tanıma fırsatı buldu. 1917’de ikinci eşi Adnan Adıvar ile evlendi. 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgalini protesto etmek amacıyla yapılan mitingde o çok etkili ve ünlü konuşmasını yaptı. Bu konuşma yüzünden 16 Mart İstanbul’un işgalinden sonra hakkında soruşturma açıldı. Halide Edip bu kez Anadolu’ya kaçtı ve Erken-ı Harbiye’de görev alarak doğu cephesinde savaşa katıldı. Halide Edip önce onbaşı olarak savaştı, daha sonra da çavuş rütbesi aldı.
Savaştan sonra Amerikan mandasını savunduğu için Atatürk ve Cumhuriyet Halk Fırkası ile görüş ayrılıklarına düştü. 1926’da eşi Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrıldı. ABD ve Hindistan’da konuk öğretim görevlisi olarak ve özel davetlerde çeşitli konferanslar verdi. 1939’da İstanbul’a dönen Halide Edip, 1940’ta İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi Kürsü başkanı oldu.
Halide Edip Adıvar, 1950’de Demokrat Parti listesinden bağımsız İzmir milletvekili seçildi. Ancak bir süre sonra partinin kimi politikalarını eleştirince, eski dönemdeki Amerikancılığının gündeme getirilmesinden rahatsızlık duyarak 1954’te bu görevinden istifa etti. 1955’te kocasının ölümü üzerine siyaseti tamamen bıraktı ve üniversitedeki kürsüsüne geri döndü. Halide Edip bir süre sonra sağlığı bozulunca evine çekildi ve burada kitap yazmaya devam etti. Edebiyatçı kişiliğinin yanında siyasi yönüyle de öne çıkan Halide Edip Adıvar 1964’te öldü
Halide Edip Adıvar’ın kadın kahramanları, o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil eder. Bu kahramanlarda yazarın kendini anlattığı iddialarında doğruluk payı olduğuna inanıyorum. Çünkü yazılar yazarın içinden kopup gelen parçalardır. Yazının yazarın kimliğinden tamamen bağımsız olmasını düşünemiyorum.
Seviye Talip, Handan, Kâmuran güçlü kişilikleri olan, her durumda haklarını savunan, modern görüşlü, batı terbiyesi almış, sanatçı yönü olan, yabancı dil bilen, kültürlü çekici kadınlardır. Halide Edip Adıvar, Türkocağı’ında çalışmaya başladıktan sonra Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte yazdığı ‘Yeni Turan’da (1912) yurt sorunlarını dile getirir. Romandaki olaylar II.Meşrutiyet döneminde yaşanmaktadır ve Yeni Turan adlı idealist bir partinin programı anlatılmaktadır. Bu ütopik romanında yazar, o zamanki siyasi görüşlerini açıklama fırsatı bulmuştur.

Halide Edip, Kurtuluş savaşı yıllarını, direniş olaylarını, kahramanlıkları anlattığı, Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) adlı romanlarını birebir gözlemlerinden yararlanarak yazdığı için oldukça gerçekçidir. Bu romanlarındaki kadın kahramaların da diğerlerinde olduğu gibi yüceltilmiş olduğunu görürüz. Bu kitaplardaki kadın kahramanlar entellektüel yönleriyle değil, zorluklara göğüs geren, Anadolu’da erkeklerle beraber düşmana karşı cephede savaşan, erdemli vatansever kadınlar olarak yüceltilmiştir. Halide Edip Adıvar’ın yapıtlarındaki kadın kahramanlar batılı kültürü almıştır ve özgür düşünüp yaşar ama aynı zamanda milli değerlerine bağlı ve ahlaklıdır. Gerektiği yerde bir erkek gibi davranabilen, spor yapan, ata binen bu kadınlar, aynı zamanda ‘kadın’ olduklarının da bilincindedir. Halide Edip Adıvar en ünlü romanı ‘Sinekli Bakkal’da kişisel ilişkileri anlattığı roman anlayışından farklı olarak Osmanlı toplumunun genel yapısını anlatmıştır. Sinekli Bakkal 1943’te CHP Ödülü’nü alarak Türkiye’de en çok baskı yapan roman olmuştur. Halide Edip Adıvar, çok çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda Türkçe ve İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce’den Türkçe’ye çeviriler yapmıştır. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna özellikle yer vermiştir. Çağdaşları arasında yurtdışında en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Eserlerinden bazıları İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.

ESERLERİ

Roman: Heyula (1909), Raik’in Annesi (1909), Seviye Talip (1910), Handan (1912), Yeni Turan (1912), Son Eseri (1913), Mev’ud Hüküm (1918), Atesten Gömlek (1923), Vurun Kahpeye (1923), Kalb Ağrısı (1924), Zeyno’nun Oğlu (1928), Sinekli Bakkal (1936), Yolpalas Cinayeti (1937), Tatarcık (1939), Sonsuz Panayır (1946), Döner Ayna (1954), Akile Hanım Sokağı (1958), Kerim Ustanın Oğlu (1958), Sevda Sokağı Komedyası (1959),
Çaresaz (1961), Hayat Parçaları (1963)
Öykü: Harap Mabetler (1911), Dağa Çıkan Kurt (1922),
Kubbede Kalan Hoş Sada (1974)
Oyun: Kenan Çobanları (1916), Maske ve Ruh (1945)
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı (1962), Mor Salkımlı Ev (1963)
Diğer Eserleri: Talim ve Terbiye (1911), Turkey Faces West (1930), Conflict of East and West in Turkey (1935), İnside İndia (1937), Türkiye’de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri (1955), İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt (1940-1949), Doktor Abdülhak Adnan Adıvar (1956)

16 Mayıs 2013 Saat : 11:12

Sinekli Bakkal Romanının Özeti Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed

SPONSORLU BAĞLANTILAR

Ödev Ödev