Sait Faik’in Olgunluk Dönemi

Sait Faik’in Olgunluk Dönemi

Sait Faik,tahsil için gittiği yurt dışından döndüğü zaman yaşı yirmi sekizdir. Grenoble’da başlayan “görme ve tanıma” merakını İstanbul’da da sürdürür. İstanbul sokaklarını arşınlaması,bu yetmeyince de bir kayığa atlayarak Marmara üzerinde genişliğine ve derinliğine dolaşması,en olmayacak saatlerde bir balıkçı kahvesinde,tava kokan dumanlı bir meyhanede veya kadınlı bir kale kovuğu içinde boy göstermesi,Grenoble’da başlayan o bitmez tükenmez keşif seyahatlerinin bir devamı olsa gerekir.
Artık bir iş sahibi olması gerekmektedir. Önce Halıcıoğlu’ndaki Ermeni Yetim Mektebinde Türkçe grup derslerini vermek üzere öğretmenliğe başlar. Bu iş ona göre değildir. Her zaman derse geç kaldığı gibi,sınıfta hakimiyeti de saplayamaz. Altı ay kadar memuriyet yaptıktan sonra,istifasını verir.

1936 yılına gelindiğinde Mehmet Faik Bey artık bir baltaya sap olması gerektiğine inandığı oğlunu,ticaretten anlayan bir tanıdığını da ortak ederek,Unkapanı Yağ İskelesi’nde açtığı bir dükkânda işe başlatır. Sait Faik,bu işi hiç sevmez; o aradığı yaşam biçimini,yurtdışında geçirdiği yıllarda bulmuştur. Dükkânı çekip çevirmek,hesap-kitap,açıkgözlülük işiydi. O,patatesleri değil,insanları düşünüyordu. Bir yere bağlanıp kalmak onun için çok zor bir olaydır. İstediği zaman gezmek,eğlenmek onda bir tutkudur. O yıllarda ticaretten çok hikâyeyle ilgilenir. Varlık dergisine hikâyeler gönderir; dostlarından biri geldiğinde günün hangi saati olursa olsun işyerini kapatıp gezmeye çıkar. Tepki duyduğu ve karakterine uymayan bu işi uzun zaman yürütemez. Altı ay içerisinde,iflasla neticelenen ticaret safhasını da kapatır.

Bundan sonra bir yerde uzun süre kalmaksızın sürekli gezer ve hikâyeler yazar. Aynı yıl ilk kitabı “Semaver”i yayımlar. 1937 Eylül’ünde ikinci defa Avrupa seferine karar verir. Pasaportundaki meslek bölümüne,ısrarına rağmen “Yazar” kelimesini kaydettiremediği için bu yolculuktan,Marsilya’ya kadar gittikten sonra vazgeçer,on sekiz gün sonra İstanbul’a döner. Yazar olarak kabul edilmemesi,unutamadığı acı bir hatıra olarak kalır.

*:Sabri Esat Siyavuşgil,“Sait Faik’i Anlamak”(Önsöz),Semaver-Kumpanya,İstanbul, 1965,s.10

Mehmet Faik Bey’in ölümünden (1939) sonra Sait Faik,yurtdışında tadına vardığı yaşam biçimini kaldığı yerden sürdürme fırsatını bulur. Gerçi bir süre Haber gazetesinde adliye muhabiri olarak çalışır ama bu tür saatli,düzenli işler ona göre değildir. Adliye muhabirliğinden hikâye-röportaj arası,tadına doyulmaz yazılarla kimi hikâyelerinde kullandığı gözlemler kalır. Artık kalabalıklarla omuz omuza,binler,on binler içinde yalnız dolaşabilir;adanın tenha yollarında yürüyebilir;tütüncüden aldığı kurşunkalemi şehvetle yontabilir,pantolonunun arka cebinden eksik etmediği sarı defterini çıkarıp Dülger Balığı’nın ölümünü,kendisi gibi patlak gözlü Panco’yu,Projektörcüyü,Barba Antimos’un namuslu seksen senesini birer birer yaşamak ve yazmak için kaleme kâğıda sarılabilirdi.
saitfaikabasiyanik

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir