Sait Faik’in Gençlik Dönemi

Sait Faik’in Gençlik Dönemi

Sait Faik gençlik çağına girdiği zaman,kendini İstanbul’da bulur. Ailesiyle beraber İstanbul’a taşındığında on sekiz yaşındadır. Paralı yatılı olarak girdiği İstanbul Sultanîsi’ne devam etmeye başlar. Sınıfta dalgın,bahçede yalnız geçen günlerde çevreyi yeni yeni tanımaya başlamıştır. 1925’te Bursa’ya “sürülmesi” de hayatının bu dönemine rastlar. Sait Faik,gençlik hayatında önemli bir yer tutan okul yıllarını daha sonra hatırlamak istemez. O,okuldan daha çok çevreyle ilgileniyordu. Okul yılları insanlarla dost olmayı istediği,fakat dostluk kuramadığı yıllar olarak geçip gider.Bursa Lisesi’nden hatırladıkları edebiyat öğretmeni Mümtaz Bey ve orada kaleme aldığı “İpekli Mendil” ve “Zemberek” adlı hikâyelerinden ibarettir. Ancak,Bursa ve Bursalı çocuklar onun zihninde uzun süre yaşamıştır.

Lise öğrenimini bitirip İstanbul’a döndüğünde,Sait Faik yirmi iki yaşındadır. Aynı yıl İstanbul Edebiyat Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Lisede olduğu gibi,burada da okuldan çok çevreyle ilgi kurar. Kendisiyle yapılan bir röportajda bir soruya verdiği cevapta, “Yarı nankörlük,yarı korkaklığımdan lisenin onuncu sınıfında çakınca hiçbir şey olmamaya karar vermiş,ama neden gene onuncu sınıfı bir daha okumuştum,bilmem.” diyen yazar,başkalarının isteklerine göre değil,içinden geldiği gibi yaşar. Okul,özellikle anne ve babasına karşı göstermelik bir bağdır. Ailenin isteklerine rağmen kendi yolunu çizmiş,hariciyeci veya iktisatçı olmayı düşünmemiş,edebiyatı tercih etmiştir. Ancak,eğitim yoluyla değil,içinden gelen sese uyan bir sanatçı kimliğiyle hareket etmiştir. Kaydolduğu Türk Dili ve Edebiyatı şubesinin dil ve edebiyat sahasında bilimsel incelemelerle meşgul olduğunu görünce kendine başka bir ufuk aramaya başlar.

Sait Faik,bu dönemde sanat ve edebiyat çevreleriyle tanışmaya başlar. Bu tarihlerde oturdukları ev,fakülte ve Şehzâdebaşı kıraathaneleri aynı semttedir. Yazar,zaman zaman derslere gitse de özellikle o günün genç yazarlarının gittiği Halk kıraathanesi onun en çok görüldüğü yerdir. Sabahattin Ali’nin geceleri de kaldığı Halk kıraathanesinde Sait Faik’le nasıl tanıştığını anlatan Şerif Hulusi onu Darülfünûn’da okuduğu yıllarda bu kıraathanede görür ve ilk defa tanışacağı Sait Faik hakkında şu değerlendirmede bulunur: “İnsandan dostluğunu esirgeyen haline rağmen pek cana yakın bulmuş olacağım ki,(…)peykede yanına oturdum. Güzel kâğıt geldiği zaman,o elini belli etmek korkusuyla,gizlice bacağımı çimdikliyor,yahut da cebinden küçük bir istafilina şişesi çıkarıp bana dönerek dikiyordu.”

Günler böyle geçmekte,Sait Faik dur durak bilmeden İstanbul’un her semtinde görülmektedir. Beyoğlu’na açılma,buradan değişik insanlar tanıma,hatta bir kısmına hikâye kahramanları arasında yer vereceği simalarla ilişkileri bu dönemde başlar. İstanbul’daki fakülte yıllar böylece sürüp gider. 1930’da babası tarafından Avrupa’ya gönderilir. İlk yurt dışına gidişi eğitim amacıyla olsa da kendisi bunu eğlenme ve gezme olarak düşünmüş,düşündüğü gibi de geçirmiştir. Yazarın yurt dışındaki yaşama biçimini Sabri Esat şöyle yorumlamaktadır:

“Adapazarı’nda,İstanbul’da ve Bursa’da yaşadığı dar ve monoton,belki de baskılı bir hayattan sonra,Sait kendini kıvır kıvır hareketli,her anı değişik,insanları birbirinden farklı,serbest bir ortamın içinde bulmuştur. Doyasıya hürdür,tahsil ve meslek endişelerini o dünyaya ayak basar basmaz kafasından kaldırıp atmıştır. Artık yaşanacak,görecek ve tanıyacaktır. Bir dakikasını bile boş tasalara bağlamadan,adımlarını dört açarak biraz da garipsediği bir dünyayı en kuytu,en gizli köşelerine varıncaya kadar gezip dolaşacaktır.”

-11-
Amcası Ahmet Faik’in ticaret için yurt dışına gittiği zamanlarda hikâyecimiz bu vesileyle Lozan,Paris gibi Avrupa şehirlerine gider. Bir müddet amcasıyla kaldıktan sonra Grenoble’a döner. Böylece tanımaya çalıştığı bölge biraz daha genişler. Bu arada,İstanbul-Grenoble arası yolculuklarında vapurla seyahat eder. Bu yolculuklarda her türlü insanın kaynaştığı Marsilya limanı gibi,değişik yerleri de görme imkânı bulur. Bu yıllar onun sanatçı kişiliği ve eserleri üzerinde derin etkiler bırakır. Böylece yazarın oradaki yıllarını gezip görmek ve meraklarını gidermekle geçirdiğini söyleyebiliriz.

Sait Faik 1934 başlarında İstanbul’a döner. Yarıda bıraktığı Avrupa eğitiminden sonra “bir uçurtmanın ipine takılarak başladığı yolculuğa,memlekete diplomasız dönünce de devam eder.”*
sait_faik

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir