Romanın Öğeleri Nedir?

Romanın Öğeleri Nedir?

Romanın Öğeleri
a. Kişi ya da kahraman: Kişi ya da kahraman, ro­manın temel öğesidir. Çoğunlukla romanda olaylar in­san etrafında gelişir. Örneği pek fazla olmasa da kah­ramanı insan olmayan romanlar da vardır. Elveda Gül-sarı, Moby Dick gibi.
Roman kişileri ya da kahramanları karşımıza tip ve ka­rakter olarak çıkar:
⦁ Tip: Kişi kadrosu içinde yer alan ve belli bir düşün­cenin, topluluğun zihniyetini ve ideolojinin temsil­ciliğini yüklenen kişidir. Recaizade Mahmut Ek­rem’in “Araba Sevdası” adlı romanındaki Bihruz Bey, Batılılaşmayı yanlış anlayan bir tiptir. Tipler ev­renseldir. Tiplerin çok belirgin özellikleri vardır. Se­vecen tip, alıngan tip, kıskanç tip, içe dönük ve dı­şa dönük tip vb.
⦁ Karakter: Bir eserde duygu, tutku ve düşünce yön­lerinden ele alınan kişidir. Bu kişi, bir tip özelliği göstermez. Karakter kendine özgüdür. Çok öne çı­kan, belirgin bir özelliği yoktur onların. Dolayısıyla benzer kişilerin temsilcisi olma özelliği göstermez.
Romanlardaki karakterlerin bazıları hiç değişmez. Romanın başında ne ise sonunda da öyledir. “Ya­ban” romanındaki Salih Ağa değişmeyen karakte­re örnektir.
Değişen karakterler ise romanın gelişim evrelerine bağlı olarak değişimler gösterir. “İnce Memed” adlı romanın kahramanı İnce Memed, değişen ka­raktere örnektir. İnce Memed, romanın başında köylü bir delikanlı, romanın sonunda ise dağda ya­şayan bir eşkıyadır.
b. Olay (konu): Romanda konu, olaylar bileşimidir. Bir temel olayın etrafında gelişen olaylar dizi hâlinde iç içe bu­lunur. Yaşama ters düşen olağan dışı olaylar, romanda pek hoş karşılanmaz. Her olay bir nedene bağlıdır.
c. Olay örgüsü Olay örgüsü; konunun, kişi-yer gibi öğelerin dikkate alınarak örülmesi, işlenmesi, kurgu­lanması konuya biçim verilmesi, konuyu öyküleme de­mektir. Olay örgüsü, olayların birbirini izleme sırası ve olaylar arasındaki bağlantılar anlamına gelmektedir.
Roman ve hikâyelerde iki tür olay örgüsü görülür. ‘
Olayların düz bir sıra hâlinde, kronolojik olarak anlatıl­dığı metinlerde düz olay örgüsü vardır. Olay akışının iç içe olduğu, arada bir geçmişe dönük olayların anlatıl­dığı metinlerde ise ilmekli olay örgüsü vardır.

d. Düşünce, mesaj: Her romanın bir mesajı vardır, t Örneğin Yaban, Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçu-“g rumu vurgulamak için yazılmıştır. Romanı okuduğu-| muzda açıkça anlaşılıyor bu mesaj. Çünkü yazar ro-® manda mesaj olarak bunu vermeye çalışıyor.
e. Mekân (yer): Romanda anlatılan olay, değişik mekânlarda (yerlerde) geçer. Bu yerler, doğal çevredir. Bu yer, kırsal bölgeler, kent, varoş, bir ada, bir ev… olabilir.
f. Zaman: Zaman, romanda anlatılan olayın içinde geçtiği süredir. Romandaki zaman, uzun bir süreyi içi­ne alabileceği gibi, bir günden ibaret de olabilir. Cen­giz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanın­da olaylar aynı günde başlar, devam eder ve biter.
Romanlarda zaman “geçmiş zaman / şimdiki zaman / gelecek zaman” olarak da karşımıza çıkar. Geçmiş za­man, olayın başladığı; şimdiki zaman, olayların dü­ğümlendiği; gelecek zaman da düğümlerin çözüldüğü zamandır. Bunun yanında kimi romanlarda geçmiş za­manda olan olaylar anlatılır, kimi romanlarda ise yaşa­nan zaman / şimdiki zaman söz konusudur. Gelecek zamanda yaşanacak olaylar üzerine kurulu romanlar da vardır. Modern romanlarda ise bu üç zaman birbiri­ne geçmiş olarak görülür. İlmekli olay örgüsü dediği­miz olay örgüsünde zaman bu şekilde karşımıza çıkar.
g. Dil ve ifade (anlatım): Romanın öğelerinden biri de romanın anlatıcısı ve anlatımdır. Her romancı, eserini kendine özgü görüş, anlayış ve anlatış özelliği­ne göre oluşturur. Bu kendine özgülük romanda üslup olarak karşımıza çıkar.
Yazar romanın anlatımında öyküleyici, betimleyici, açıklayıcı, tartışmacı anlatım türlerinden yararlanır. Ay­rıca roman yazarı mektup, günlük gibi türlerden yarar­lanır. Hatta romanını gerekirse mektuplar veya günlük­ler şeklinde oluşturabilir.
Yazar romanındaki olayları değişik bakış açılarından yararlanarak yazabilir.
Anlatmaya bağlı metinlerde, dolayısıyla roman ve hikâyelerde üç tip anlatıcı ve bakış açısı vardır:
⦁ İlahi (tanrısal) bakış açısı: Bu bakış açısı ile yazı­lan romanlarda anlatıcı (yazar) olayların içinde yer almaz, olaylara müdahale etmez. Olaylara geniş bir açıdan bakar. Burada yazar her şeyi bilen ko­numundadır.
Yazar, kişilerin zihinlerinden geçenleri, geçmişte ya­şadıklarını, onların en gizli bilgilerini bütün ayrıntıları ile bilir. Yazar, roman kahramanlarından daha fazlası­nı bilir. Anlatım üçüncü kişinin ağzından (o) yapılır.
“Nuran, Mümtaz’ı tanıdığı günden beri, bütün öm­rünce Emirgan’da oturacak gibi hülyalar kurardı. Mümtaz, onun bu heveslerini gördükçe, evi satın almak çarelerini düşünüyordu. Fakat evin asıi sahi­bi olan kadını konuşmak için bir türlü ele geçiremi-
yordu. Mal sahibi Emirgan’a uğramıyordu.” _

(Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur)
⦁ Gözlemci anlatıcı bakış açısı: Bu bakış açısında ^ yazar (anlatıcı) olayların içerisinde yer almaz. | Olayları yansız bir şekilde anlatır. Yazar, gözlemci § (müşahit) konumundadır. Ne görmüşse onu anlatır. Yazarın bildikleri, kahramanın bilgilerinden da­ha azdır. Bu bakış açısıyla yazılmış romanlarda giz­li bilgilere, duygulara, hayallere ve kişilerin iç dün­yasındaki çatışmalara yer verilmez. Olaylar üçün­cü kişinin ağzından (o) anlatılır.
“Çocuk eve geldiğinde, araba da evlerin arkasın­daki avluya girmek üzere idi. Evlerin yüzü çaya ba­kıyordu. Bu taraf hafif bir eğimle suya kadar inerdi. Suyun öbür tarafında ise, birden dikleşiyor ve dağ­lara doğru yükselen orman da buradan başlıyor­du. Bu yüzden giriş yolu evlerin arka tarafındaydı. Çocuk vaktinde yetişip haber vermese satıcının geldiğini kimse bilemezdi. O saatte evlerde tek er­kek yoktu, sabah erkenden çıkıp_gitmişlerdi. Ka­dınlar ise ev işleriyle meşgul idiler.”
(Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi)
⦁ Kahraman anlatıcının bakış açısı: Bu bakış açı­sı ile yazılan romanlarda anlatıcı, romanın kahra­manlarından biridir. Yazar (kahraman) olayları ken­di bakış açısından anlatır. Anlatıcının (yazarın) an­lattıkları; gördükleri, duydukları ve bildikleri ile sı­nırlıdır. Olaylar, düşünceler romanın kahramanı olan anlatıcının ağzından, birinci kişinin ağzından (ben) verilir.
“Bir atlayışta soluğu kapının önünde aldım. Tam eşiği atlayıp geçeceğim anda insana benzer aca­yip, katı ve şekilsiz bir şeyle karşı karşıya geldim. Az kalsın çarpacaktım. Durdum:
⦁ Süleyman sen misin?
Bir sivrisinek vızıltısı bana cevap verdi:
⦁ Bizim odayı ateşlediler, izin verirsen aşevinde bir kenara yatıvereyim.”
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban)

romanin_ogeleri_nedir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir