ÖYKÜ(HİKAYE) NEDİR?


ÖYKÜ(HİKAYE) NEDİR?
SPONSORLU BAĞLANTILAR

ÖYKÜ(HİKAYE):
Gerçek ya da gerçeğe uygun olarak tasarlanmış olayları anlatan yazılara öykü(hikaye) denir. Özellikle romanın özelliklerinin aynı olmasına rağmen,onun kadar uzun olmayıp,kısadır.
Tanımda da görüldüğü gibi öykülene olayı yaşamak ya da o olaya tanık olmak gerekmez. Tasarlana,yaşanması mümkün olan bir olay ya da öykünün konusu olabilir. Bu nedenle bir öyküde,öykünü yapısını oluşturan öğeler büyük önem taşır. Öyküler;olay ,kişiler,yer ve zaman olmak üzere dört öğeden oluşur. Bunların hepsi de gerçektir ya da gerçeğe uygun olarak zihinde tasarlanmıştır. Öykülerde genellikle fazla ayrıntılı olmayan kısa olaylar anlatılır. Dolayısıyla olayların geçtiği çevre dar,zaman kısa,kişiler de az olur. Kişiler ve olayın geçtiği yerler,tasvir yoluyla okuyucunu gözünde canlandırılır.
Olay-Durum(Konu):Her öykü temelde bir olaya dayanır. Diğer bir deyişle olay ya da durum,öykünün konusunu oluşturur. Olay ya da durum gerçek yaşamdan alınabileceği gibi yazarın hayat gücünün ürünü de olabilir.
Kişi-Kişiler:İnsansız bir olay ya da durum düşünülemez. Bu nedenle öykünün temel öğelerinden biri de insandır. Olay ya da durum içinde anlatılan insana,öykünün kişisi denir. Öykü kişisi insanin dişinda başka varliklar da olabilir. Yazar onu insan gibi düşünerek anlatir. Öyküde kişi sayisi azdir.
Yer ve Zaman:Her öykü,açıkça belirtilsin ya da belirtilmesin belli bir yerde ve zamanda geçer. Olayın akışına bağlı olarak kısa bir zaman dilimi ele alınır. Diğer bir deyişle öyküde bir zaman dilimi,bir ya da birden çok yer söz konusudur.
Dil-Anlatım:Öyküdeki bütün öğelerin hareket halinde olmasını sağlayan yazarın anlatımıdır. Anlatım yazardan yazara değişebilir.
Olay yazılarında iki tür anlatım kullanılır:
a-)Birinci Kişili Anlatim:Olayın,bir başkasının başından geçmiş gibi anlatımıdır.
b-)Üçüncü Kişili Anlatim:Olayın,bir başkasının başından geçmiş gibi anlatımıdır.
Öyküler de düşünce yazilari gibi planli yazilir. Ancak bu planlama farkli özellikler gösterir. Düşünce yazilarinda düşünce plani, bir olay yazısı olan öyküde ise olay planı uygulanır.
Düşünce yazilarinin girişinde konu ortaya konur,gelişmede açiklanip örneklenir,sonuçta da bir yargiya varilir. Öyküde ise girişte olay sezdirilir,kişiler ve olayin geçtigi yer tanitilir,zaman belirtilir. Gelişmede olay okuyucunun ilgisini çekecek bir biçimde anlatilir,ilginç bir noktada dügümlenir. Sonuçta da bu dügüm çözümlenerek olay çözüme kavuşturulur.

Düşünce yazilarinda “giriş ,gelişme ve sonuç” diye adlandirilan bu bölümlere,öyküde “serim,dügüm,çözüm”
adı verilir. Düşünce yazılarında genellikle tek paragraftan oluşan giriş ve sonuç bölümleri,öyküde birden çok olabilir.

TAMİR EDİLMEZ HATA
İki genç kadın,gölgeleri bulvara düşen küçük bir parkın yanında karşılaştılar. Karşı karşıya gelince önce hafif bir tereddüt geçirdiler,sonra birbirlerini tanıdıklarına emin olarak kollarını açtılar:
-Raymond!…
-Matilt!…
Aynı mahallenin çocuklarıydı. Beraber oynamışlar,aynı okula gitmişler,bir çatı altında yıllarca beraber kalmışlardı. Sonra bütün okul arkadaşları gibi,bu müşterek hayatın tatlı anılarıyla dolu olarak kaderin çizdiği ayrı ayrı yollara yürüyüp gitmişlerdi.
İkisi de otuz yaşlarında idi;fakat Raymond,göz kapaklarının uçlarından burun delikleri hizasında yanaklarına doğru uzanan kırışıklarıyla,gerdanını gölgeleyen bariz çukurla ve saçlarındaki tek tük gümüş tellerle,kırk yaşından fazla gösteriyordu. Kılık kıyafeti de sıkıntı ve güçlüğün yıprattığı insanların çetin mücadelelerini yansıtan bir solgunluk ve perişanlık içindeydi. Elinde havı dökülmüş demode astragan bir çanta ve bunu tutan elinin baş parmağında ufak bir eldiven deliği göze çarpıyordu.
Matilt,pırıl pırıl kıyafetleriyle onun tamamen zıddıydı. Boynunda ince altın bir kordon,elinde son model bir çanta ve saçları üstünde tülbentle örülmüş,küçük şık bir şapka vardı. Parmaklarını yüksek kıratta yüzükler süslüyordu.
Matilt,hiç çekinmeden tatlı bir içtenlikle:
-Ne oldu sana,dedi,hasta mısın? Felaket mi geçirdin? Oysa okulda iken ne parlak hayaller kurardın,ne mutlu gelecekler düşünürdün.
Raymond içini çekti:
-Öyleydi,evet,öyle tatlı hayaller kurardım. Ama hayat,tatlı hayallerle değil,acı gerçeklerle dolu… Bir astsubayla evlendim. Güzel bir yuva kurduk,bir de çocuğumuz oldu. Ama vefasız çıktı,beni yüz üstü bıraktı. Ardından çocuğum öldü. Kısacası şansım kötü gitti,tek başıma bir şey başaramadım. Ama görüyorum ki sen mutlu olmuşsun;kıyafetin,bakışların bunu söylüyor. Senin hesabına sevindim.
-Evet,ben hayaller kurmadım,kendimi hayatın normal akışına bıraktım. Karşıma bir adam çıktı,onunla evleniverdim. Kazancı iyi,bana ve çocuklarıma bakıyor,hiç bir şikayetim yok. Canım,niye ayakta çene çalıyoruz böyle,gidip bir yere otursak ya…
-Karşidaki eczaneye bir reçete vermiştim,ilaçlarimin hazirlanmasini bekliyordum,parka gidip beklemeye niyet-lenmiştim,karşima sen çiktin.
-İlaçların hazırlana dursun,bir pastacıda oturup dertleşelim biraz,hadi gel.
Eczanenin tam karşisinda bir pastaciya girdiler,vitrinin yaninda boş bir masaya oturdular. Derhal eski günlerin anilarina dalip tatli tatli konuşmaya başladilar. Raymond;yoksullugunu,hastaligini,ilaçlarini unutmuştu. Zengin arkadaşinin mutlulugunu paylaşiyor,onunla beraber gülüp söylüyordu.
Bu sırada caddeden,tam vitrinin önünden kibar giyimli bir adam geçiyordu. Matilt’i görünce durdu,şapkası-nı çıkararak genç kadını selamladı. Matilt:
-Kocamın bir arkadaşı bu,dedi,bana bir dakika müsaade eder misin?
-Hay hay.
Dışarıya çıktı,ayak üstü konuşmaya daldılar. Bir dakika,beş dakika,on dakika…Konuşmaları bitmek bilmiyordu bir türlü. İçeriye girince arkadaşından özür diledi:
-Kocama ait bir sorundu,dedi. Kendisi avukattır. Seni yalnız bıraktığım için affet beni.
Raymond,saatine baktı:
-Ben de,dedi,senden beş dakika izin istesem. Ilâçlarim hazir olmuştur her halde. Parasini vermiştim,bir solukta gider gelirim.
-Tabii,tabii,beklerim güzelim.

Matilt yalnız kalınca,yiyip içtikleri şeylerin parasını vermeyi düşündü,çantasını açtı,hayretle durdu. Evden çıkarken kocasından bin frank istediğini,bu parayı çantasına koyduğunu hatırlıyordu. Çantanın içini alt üst etti. Mendil,pudriyer,ayna,ufak para cüzdanı,anahtarlık,hepsi yerli yerindeydi;ama bin franklık banknot yoktu. Istırap ve düşünceyle kalakalmıştı… Hatırına gelen kötü şeyi kovmak ister gibi elini terleyen alnında gezdirdi. Demin kocasının arkadaşıyla dışarıda konuşurken acaba Raymond?… Hayır,hayır,Raymond böyle bir şey yapamazdı!
Onu okuldan tanıyordu,ailesini tanıyordu;karakterini biliyordu. Raymond bu kadar alçalamazdı,bir hırsız olamazdı,hayır hayır!…Ama içine kurt düşmüştü bir kez…Raymond’un çantası orada,kendi çantası yanında duruyordu. Titreyen elini uzattı,çantayı alıp açtı,dudaklarından bir dehşet çığlığı fırladı. Bin franklık banknot oradaydı.
O an için duyduğu acıyı,çarpıldığı derin hayal kırıklığını ömür boyunca unutmayacaktı.
Bu kadına karşı beslediği sevgi,sonsuz güven birdenbire yıkılmıştı;onun tarafından bu kadar haince,bu kadar küstahça dolandırılmış olmak pek ağrına gitti. Raymond’un bu denli adiliğe düştüğünü başkasından duysa, kesinlikle inanmazdı.
Parayı aldı,hesap pusulasını ödedi. Garsona:
-Arkadaşim karşi eczaneye gitti,dedi,çantasi şu,dönünce kendisine verirsiniz. Beni soracak olursa,acele bir işim çiktigini ve gitmek zorunda kaldigimi söylersiniz.
-Baş üstüne hanimefendi.
Artık Raymond’un yüzüne bakacak hali kalmamıştı,acele acele çıkıp gitti.
Eve geldiği zaman,kocasını kendinden önce gelmiş buldu. Adam,gazetesini açmış,okuyordu. Karsına baktı:
-Hayrola,dedi,yüzün solmuş,ellerin titriyor,canini sikan bir olay mi geçti?
Kadın şapkasını çıkarırken:
-Sorma,dedi,çok kötü bir olay,asabım çok bozuk,sonra anlatırım…
Adam gülümsedi:
-Ben bilmem. Bu gün sende bir anormallik var. Evden çıkarken de sinirliydin. Benden bin frank istedin,parayı masanın üstünde unutup gitmişsin…
Matilt ürperdi,bir adım geriledi,rengi daha fazla soldu:
Neee?dedi,ne diyorsun?
Bir şey dedigim yok. Işte bin frank orada duruyor.
Ah,Allah’ım,ne yaptım ben?Ne yaptım? Ne yaptım?….
Guy de MAUPASSANT

EDEBİ TARİH:
On dokuzuncu yüzyıl başlarına kadar dünyanın her yerinde rivayetler,yorumlar,hikayeler karmaşığı olarak yazılmış tarihlerdir. Örnekleri batıda,doğuda ve bizde çok görülür. Bu eserler tarih olaylarını konu edinir ve anlatılan olaylarda kesinlik ve objektiflikten ziyada anlatım güzelliği,yeni buluşlar ve ilgi çekici yanlar aranır. Tarihi gerçeğin arasına yazarların kendi görüş ve mizaçları da karışır.
Olaylardan ibret dersleri çıkarmak,geçmişi anlatmakla birlikte okuyanların ahlak ve eğitimlerini de gözetmek bu eselerin vazgeçilmez niteliğidir. Türk edebiyatında edebi tarihe büyük önem verilmiştir. Tanzimattan günümüze kadar çeşitli isimler yetişmiştir.

HATIRA(ANI):
Kişilerin başindan geçen ya da tanik olduklari olaylari anlatan yazilara anı denir. Anılar,günü gününe tutulan notlar biçiminde ya da sonradan hatırlanarak yazılır. Günü gününe yazılan anılara günlük(günce) denir.
Anılar,yazılı olduğu gibi sözlü de anlatılabilir. Yaşanmış olaylar ele alındığı için,anılarda anlatılanlar gerçektir. Bir anının başarılı olabilmesi için,öncellikle ilginç ve ders verici bir olay seçilmelidir. Bu olay,abartmalardan kaçınılarak olduğu gibi aktarılmalı;anlatım açık,içten ve ilgi çekici olmalıdır. Anılarda olaylar,oluş sırasına göre planlı bir biçimde anlatılmalıdır.
Hatıra,yazarını mesleğine,huyuna ve mizacına,eğilimlerine göre edebi,askeri ve sosyal bir muhteva taşıyabilir. Herkesin bildiği bir olaya ve ay olaylara büsbütün değişik kişisel bir açıdan bakılması hatıraların değerini artırır.

Hatıra eserinde,yazar tarafsız ve ya taraf tutucu olabilir. Bunlar,hatıra için kusur değildir. Tam objektifliğin mümkün olmayacağı hatıra eserlerinde asıl önemli olan dürüstlük ve samimiyettir. Ayrıca gerçeği boğacak derecede hissi ve mübalağalı davranmamak,konunun okuyucuların merakını karşılayacak nitelikte olması da aranan diğer hususlardır.

ATLA KURDUN SAVAŞI
Babam uzak köylerden bir at almıştı. Yılkıya uymaz,bütün atlardan ayrı,yasaklanmış bölgelerde otlardı. Sonra kendi kendine geceleyin eve dönerdi.
Bir ilkbahar mevsiminde,bacakları ince,uzun gövdeleri pörtlek bir tay doğurdu. Tay doğduktan sonraysa iyice azgınlaştı. Ele avuca sığmaz oldu. Kimi geceler eve bile gelmiyordu. Karanlık gecelerde bütün ev halkı dağlara,derelere dağılıyorduk. Bir gece bulamadık. Geldik,yattık.
Ertesi sabah,ortalık ışır ışımaz düzlere düştük. Ben, “Tilki Delikleri” denen yöne doğru gittim. Oradan aştım,Barsak Dersi’ne yöneldim. Barsak Deresi’nde bir karaltı seçtim. Fırıldak gibi dönen bir at gördüm. Yaklaşınca,atın kurtla savaşını seçebildim. Kurt saldırıyor,atın bir yerinden yakalamak,ya da yavrusunu kapmak istiyordu. Bizim anaç at,azgın at,yavrusunu göğsünün altına almıştı. Onu kurttan koruyor,arka ayaklarıyla aralık-sız çifte savuruyordu. Kurt,aralık bulamıyordu taya ulaşmak için, Atın güçlü ve yorulmayan arka ayakları,bacak-ları şimşek gibiydi.
Bir süre izledim. Bizim kahraman at,yiğit at,kendini ve yavrusunu çok iyi koruyordu. Yavru;anasının çenesi altında,göğsü altında dönüyor dönüyor,küçük bir daire çiziyordu. Bizim anaç atın çenesi,dairenin merkezi olmuştu. Arka ayaklarının dolaştığı yerler,yeşil çayır üstünde kapkara çember çizmişti. Bütün gece süren savaşta atın başarılı olduğu açıktı.
Kurt birkaç adım geriye çekiliyor,arka ayakları üstüne çöküp dinleniyor,sonra saldırıya geçiyordu. Kurt dinlenirken,at acı acı kişniyor,yardım istiyordu. Issız derelerde yankılanan sesini birkaç kez dinledim. Yüreğim daha fazla dayanamadı. Yamaçtan bir taş aldım,savurdum ve sanki birkaç köpekle gelmişim gibi bağırarak koştum kurda doğru. Birdenbire neye uğradığını anlayamayan kurt,hemen karşı yamaca doğru koşmaya başladı. Anaç at,yıldırım gibi saldırdı arkadan. Kurda ulaşamadı elbette Tayın yanına yaklaştım. Anaç at,kızgın at,bizi yavrusunun yanına yaklaştırmayan atımız,döndü geldi;engin engin kişnedi. Başını uzattı bana,yelesinden tuttum. Başını kaldırdı yukarı,kurdun arkasından bir daha baktı,bir daha kişnedi. Sonra sırtına bindim. Hiç kıpırdamadı. Oysa babam bile binemezdi çoğu kez. Kimseyi sırtına almaz,kimse onu yakalayamazdı. Beni sırtına aldı,Barsak yamacına doğru hızlı hızlı adım attı,kişnedi,geriye döndü yavrusuna baktı.
İkindi üstü eve geldim. Atı içeriye çektim. Durumu gelene gidene anlattım. Komşulardan yirmi otuz kişi taya müşteri oldu. Beni uzun uzun dinleyen komşular,”Bu tay benimdir”diyordu. Bir başkası,”Gelecek yıl doğacak olan da benim…”diyordu. Belki inanılması güçtür,daha üç yıl sonra doğacak olan yavru için babam para aldı,koyun aldı,peşinat ya da pişmancılık denen ödentileri cebine indirdi. Tayın üçüncü yıllık ücreti benim giysime ayrıldı.”Ballandıra ballandıra anlattın oğlum,komşuları özendirdin,imrendirdin. Bu senin hakkın…” diyordu babam.
Ben bu olaydan bir pay çıkarırım:Kişi isterse en büyük güçlüklerle savaşabilir. Bir at,hem kendini,hem yavrusunu yırtıcıya karşı koruyabiliyor,kurtla savaşabiliyorsa,biz güçlüklerle mücadeleden neden korkalım,çekinelim,yılalım…
Ümit KAFTANCIOĞLU

21 Mayıs 2013 Saat : 11:10

ÖYKÜ(HİKAYE) NEDİR? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed

SPONSORLU BAĞLANTILAR

Ödev Ödev