SPONSORLU BAĞLANTILAR

Hicret Nedir?


Hicret Nedir?
SPONSORLU BAĞLANTILAR

Hicret Nedir?

KAVRAM OLARAK HİCRET

İsim olarak Kur’an’da hiç zikredilmeyen hicret,arapça hecere kelimesinden türemiştir. Kelime , çeşitli kullanım şekilleriyle, “ bir kimseyi veya bir şeyi terketmek, ondan yüz çevirmek, dostluk ve ülfeti kesmek, yerleşmek kasdıyla bir yerden başka bir yere göç etmek” manalarına gelmektedir. Terim olarak, “Allah’a inanmayanların çoğunlukta olduğu veya rahat bir şekilde dini yaşamanın mümkün olmadığı yerden, Müslümanların ekseriyette bulunduğu veya dini mükellefiyetlerin rahatça, herhangi bir engellemeye maruz kalmadan yapılabildiği bir diyara göç etmek anlamlarında kullanılmaktadır.

İslam tarihçileri, ilk Müslümanların ikisi Habeşistan’a, biri Medine’ye olmak üzere üç hicretten bahsederler. Ancak bizatihi “hicret”ten bahsedilince, Peygamberimizin emriyle Mekke’deki Müslümanların,miladi 622 yılında, annelerini, babalarını, çocuklarını ve yurtlarını, yani kendileri için çok değerli ve önemli hayati varlıklarını bırakarak Medine’ye göçleri demek olan tarihi-sosyo-kültürel hadise akla gelir.

HABEŞİSTAN’A HİCRET
Bi’setin 5.senesi, Recep ayı (Miladi,615)

Müşriklerin her gün biraz daha şiddetini arttıran eziyet, hakaret ve işkenceleri neticesinde Mekke, Müslümanlar için yaşanmaz bir şehir haline gelmişti. Müşriklerin, bu gaddarca ve merhametsizce davranışlarından kolay kolay vazgeçmeye niyetleri de yoktu.Bunun için Resul-ü Ekrem Efendimiz, bir gün müslümanlara “ Siz bari yeryüzüne dağılın. Allah Teala sizi yine bir araya getirir, siz Habeş ülkesine gitseniz iyi olur.Habeş hükümdarının yanında kimse zulme uğramaz.

Efendimizin bu müsaade ve tavsiyesi üzerine ilk olarak 10’u erkek ve 5’i kadın 15 kişilik bir kafile dinlerini ve inançlarını korumak mukaddes gayesiyle herşeylerini geride bırakarak yabancı bir diyara doğru gizlice yola koyuldular. Peygamber Efendimizin Habeşistan’ı tercihi birkaç sebebe dayanıyordu. Herşeyden evvel orası Mekkeliler tarafından gayet iyi bilinen bir yerdi. Habeş Necaşisi’nin adil bir hükümdar oluşu, bu ülkenin tercih edilmesinde ikinci bir sebepti. Bütün bunlarla birlikte bu hicret hadisesi çok daha mühim bazı müspet neticelerin doğmasına sebep oldu. Bu sayede İslamiyet farklı çevrelerce de tanınmaya başlandı.

İKİNCİ HABEŞİSTAN HİCRETİ
Bi’setin 7. senesi (Miladi,616)

Habeşistan’a hicret eden ilk Müslüman kafilesi, daha öncede belirttiğimiz gibi, bu ülkenin hükümdarı tarafından iyi karşılanmış, dini ibadetlerini serbestçe ve gönül huzuru içinde yapabilme imkanına kavuşmuşlardı.Bu durumu haber alan Efendimiz Mekke’de kalan Müslümanlara da Habeşistan’a hicret etmelerini tavsiye buyurdu.

Bunun üzerine Habeş’e doğru yola çıkan 2. kafile 10’u kadın tam 92 kişiydi. Müslümanlar göç ederken, Peygamberimiz herşeye rağmen Mekke’den ayrılmadı.Müşriklerin eziyet ve işkencelerine göğüs germeye devem etti. Cenab-ı Hakk’ın hıfz ve inayetiyle kutsi ve ulvi hizmetini sürdürdü.

MEDİNE’YE HİCRETİN BAŞLAMASI

Peygamber Efendimiz ile Medineli Müslümanlar arasında cereyan eden Akabe Beyatları ve yapılan anlaşmalar, Müslümanlar önünde yepyeni emniyetli sahalar açıyordu. İnançlarını burada serbestçe ifa edebilecek ve dinlerini korkmadan yayabileceklerdi. Müşrikler, Müslümanların bu emniyetli yere göç edeceklerinden endişe duyarken, Resul-ü Ekrem hızla İslamlaşan, bu yeni yurdun bir an evvel İslam merkezi haline gelmesi için her türlü gayreti gösteriyordu. Hz. Resulullah’ın Medinelilerle anlaşma akdettiğini duyan müşrikler Müslümanlara karşı olan zulüm ve işkencelerini daha da arttırdılar.Mekke’de hayat inananlar için azap haline gelmişti.
Müslümanlar bu sıkıntılı ve acı durumlarını Peygamber Efendimize arz ettiler ve hicret için izin istediler Efendimiz, ilk önce kendine böyle bir müsaadenin verilmemiş olduğunu belirtti. Ancak bu açıklamasının üzerinden daha birkaç gün geçmişti ki sevinç içinde hicret müsaadesinin verildiğini bildirdi.

Görüldüğü gibi Kureyşli müşriklerin Müslümanlar üzerindeki tehdit ve baskısı İslam’ı yaşamak ve neşretmek şartlarıyla hayatta kalmaya imkan vermeyecek bir dereceye ulaşınca Efendimiz hicrete izin vermiştir.

Şu halde hicret, bazı kereler yanlış olarak ifade edildiği gibi bir kaçış değil, bir arayıştır. Dinin tamamen yok edilme noktasına gelen tehdit ve tehlikelerden kurtarılarak yaşatılmasına müsait ortamın yaratılmasıdır.

Peygamberimizin bu müsaadesinden sonra Müslümanlar bu hareketlerine engel olacak müşriklerin dikkatlerini çekmeyecek şekilde küçük gruplar halinde Medine’nin yolunu tuttular.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’E HİCRET İZNİNİN VERİLMESİ

Kureyş müşrikleri Resul-ü Ekrem Efendimizin vücudunu ortadan kaldırmak için kat’i karar almışlardı, ve bunun için faaliyetlerini sürdürüyorlardı.Bu sırada Allah’a Teala sevgili resulüne hicret emrini verdi, ve müşriklerin kötü niyetlerini Cebrail vasıtasıyla peygamberimize haber verdi. Peygamberimiz, Hz. Ebubekir’in evine gelerek beraber hicret edeceklerini haber verdi.

Peygamberimizi öldürmek için evi saran müşrikler O’nun evden çıkışını beklediler. Hz. birlikte hicret yolunu tuttular. Sevr Dağı’na gidip bir mağaraya gizlendiler. Peygamber bunu bildiği için kendi yatağına Hz. Ali ‘yi yatırdı ve müşrikleri oyaladı Allah’ın koruması sayesinde gafil düşmanları arasından onlar görmeden çıktı. Ve Hz. Ebubekir ile birlikte hicret yolunu tuttular. Sevr Dağı’na gidip bir mağaraya gizlendiler.

Müşrikler ellerindekini kaçırdıktan sonra her tarafı aramağa başladılar. Fakat boşunaydı. Bir ara gizlendikleri mağaraya kadar geldiler. Fakat Allah Tarafından içeriye giremediler çünkü mağaranın ağzındaki ağaca güvercinler yuva yapmış, örümcekler ağ örmüştü. Dışarıdaki konuşmalar içeriden duyuluyordu. Hz.Ebubekir endişeye kapıldı. Hz. Peygamber O’na; Üzülme Allah bizimle beraberdir, O bizi korur dedi. Müşrikler mağaraya girmeden geri döndüler.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN MEDİNE’YE GELİŞİ

Medineli Müslümanlar, Efendimizin Medine’ye gelmek üzere yola çıktığını duymuşlardı.Yolun iki tarafı sevgili peygamberlerini karşılamak için sıralanmış halkla dolu idi. Nihayet beklenen misafirler göründü şehir bir anada bayram havasına büründü.Çünkü insanlığa saadet sunan Zat geliyordu.herkes bu şerefli misafiri evinde konuklamak istiyor,devesinin yularından tutup “buyurun” diyordu. Hz. Peygamber kimsenin gönlü kırılmasın diye tercih yapmadı, gülümseyerek, “Deveyi kendi haline bırakınız” dedi. Deve Hz.Halid Ebu Eyyub Ensari’nin evinin yanında çöktü. Hz.Peygamberde O’nun misafiri oldu.

Mescid’in İnşaası

Hz. Peygamber, devesinin çöktüğü arsayı satın aldı. Buraya Mescid-i Şerif ve Hz. Peygamber’in ikametine has odalar inşa olundu. Muhacir ve Ensar canla başla iş gördüler. Bizzat Peygamberimiz taş taşıyarak bu işe yardımcı oldu.

Ezan

Medine’de mescid inşa olundu. Müslümanları namaz vakti cemaate davet etmek için bir çare düşünüldü.Hz.peygamber ashabıyla bu hususta istişare yaptı. Bazıları boru çalınmasını, bazıları çan çalınmasını ileri sürdüler. Bunlar uygun görülmedi. Ashab-ı Kiram’dan Zeyd oğlu Abdullah, ezan şeklini rüyasında gördüğünü söyledi.Hz. Ömer de buna benzer bir rüya görmüştü. Bu suretle Hz. Peygamber ezan şeklini Bilal-i Habeşi’ye öğreterek, ona ezan okuttu.

Ashab-ı Suffa

Mescid-i şerifin bir tarafına , evsiz fakirlerin barınması için gölgelik yapıldı Kimsesiz garipler burada yatar,kalkardı. Bunlar daima Hz. Peygamberin yanında bulunduklarından Kur’an ve hadis dinler, öğrenirlerdi. Burası adete bir ilim yuvası idi.

Muhacirler ile Ensar Arasındaki Kardeşlik

Allah rızası için herşeyini bırakıp Medine’ye hicret etmiş bulunan Muhacir müslümanlara, Medineli Müslümanlar muhabbet ve samimiyetle kucaklarını açmışlardı. Ellerinden gelen her türlü yardımı onlardan esirgememişlerdi.Ne var ki Muhacirler Medine’nin havasına, adetlerine ve çalışma şartlarına alışkın değillerdi .Mekke’den gelirken de beraberlerinde hiçbir şey getirmemişlerdi. Bu sebeple Muhacirlerle, Ensarın kaynaştırılmaları gerekiyordu. Nitekim, Medine’ye hicretten 5 ay sonra peygamber Efendimiz Ensar ile Muhaciri bir araya topladı. Kırk beşi Muhacirlerden kırk beşi de Ensar’dan olmak üzere 90 Müslümanı kardeş yaptı. Peygamber Efendimizin kurduğu bu kardeşlik müessesesi, maddi manevi yardımlaşma ve birbirlerine varis olma esasına dayanıyor, bu suretle Muhacirlerin yurtlarından ayrılmalarından dolayı duydukları keder ve üzüntü giderme, onları Medinelilere ısındırma, onlara güç ve destek kazandırma gayesi güdüyordu.

Bu kardeşlik sayesinde, Allah ve Resulunün muhabbetinden başka herşeylerini geride bırakmış bulunan Muhacirlerin iaşe ve iskan meseleleri de hal yoluna girmiş oluyordu. Yine, kurulan bu kardeşlik sayesinde büyük bir içtimai yardımlaşma da temin edilmiş oldu. Muhacirler sıkıntıdan kurtuldu.Ensar ise Muhacir kardeşlerine karşı misafirliğin, cömertliğin, kadirşinaslığın, insanlığın en yüce derecesini göstermekten zevk alıyordu.

Tarih, bir çok göçlere şahit olmuştur. Ama, böylesine manalı, böylesine ulvi bir hicreti, dışarıdan gelenle, yerlileri böylesine birbirlerine can u gönülden sarılma, muhabbetle kaynaşma, samimiyetle kucaklaşmayı o ana kadar görmüş değildi.Bir daha da göremeyecektir. Bu samimi kaynaşmadan muazzam bir kuvvet doğuyordu öylesine bir kuvvet
ki, kısa zamanda bütün Arabistan herşeyiyle onlara boyun eğmek mecburiyetinde kalacaktı.

Ensar’ın, Muhacir kardeşlerine gösterdikleri bu eşsiz samimiyet, misafirperverlik, kadirşinaslık,cömertlik, fedakarlık ve feragatı Cenab-ı Hak indirdiği ayeti kerimesiyle ilan edip bu davranışlarını medhetti:
Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve imanı kalplerinde yerleştirilmiş olanlara gelince: Onlar, kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, onlara verilen şeyden dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ihtiraslarından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendisidir.(Haşr Suresi 9)

İman edip yurtlarından göç eden ve mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda savaşanlar ile onları barındıranlar ve yardıma koşanlar, birbirlerinin dostudurlar. İman edip de hicret etmeyenler hicret edinceye kadar sizin için onlara velayet namına bir şey yoktur. Bununla beraber sizden dine ait bir konuda yardım isterlerse,aranızda antlaşma bulunan bir topluluk aleyhine olmamak şartıyla, onlara yardım etmek de üzerinize borçtur. Allah yaptıklarınızı görüp gözetir.(Enfal suresi,72)

BİBLİYOĞRAFYA

Suruç Salih,” Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı (I.cilt),İstanbul,1998.

Keskioğlu Osman”,Hazret-i peygamberin Hayatı”,Altıncı Baskı,Ankara,1972

2 Mayıs 2013 Saat : 9:49
  DİN

Hicret Nedir? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed
SPONSORLU BAĞLANTILAR

RÜYA TABİRLERİ

ruya_tabiri
Ödev Ödev