HECE VEZNİNİN KISA TARİHİ

HECE VEZNİNİN KISA TARİHİ

Kaşgarlı Mahmut adlı bir dil bilgininin Divan-ı Lügat-it Türk (Türk Sözcüklerinin Sözlüğü) (Yazılışı: 1072) adlı kitabındaki örneklerden anladığımıza göre, Türklerin İslamlıktan önce nazımda kullandıkları ölçek hece veznidir. Türkler İslamlığı kabul ettikten sonra, medrese kültürü ile yetişen aydın kimseler Arap ve Fars edebiyatlarının etkisine kapılarak, aruz veznini kullanmaya başlamışlardır (XI. yy.). bunlar, gitgide, hece veznini hor görmüşler, onu ölçekten dahi saymamışlar. Fakat hece vezni hiçbir zaman bırakılmamış; gerek tekke ozanlarının, gerek halk arasında yetişen halk ozanlarının elinde gittikçe işlenerek bugüne değin sürüp gelmiştir. Bu yüzden, eski edebiyatımızda bir ikilik olmuş, aydın kimselerin elinde gelişen ve “Divan Edebiyatı” adı verilen İslam uygarlığı etkisi altındaki edebiyat ile tekke ve halk ozanlarının elinde gelişen ve “Halk Edebiyatı” adı verilen ulusal edebiyat, yüzyıllarca iki ayrı kol halinde, yan yana yürümüştür. Halk edebiyatı 17.yy’de en parlak dönemini yaşamış; yüzyıllarca hor görülen bu edebiyat 18. yy’de Divan Edebiyatı üzerinde dahi etkisini göstermeye başlamış, Nedim ve Şeyh Galip gibi büyük Divan ozanları hece vezniyle bazı şiirler yazmışlardır. 19. yy’ın ikinci yarısında, Tanzimat Edebiyatı ozanları hece vezninin değerini anlamakla birlikte, bu vezinle başarısız birkaç manzume (Ethem Pertev Paşa, Akif Paşa, Ziya Paşa, Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem) ve birkaç oyun (Ahmet Vefik Paşa, Abdülhak Hamit) yazmaktan ileri gidememişlerdir. Edebiyat-ı Cedide ozanlarından da Tevfik Fikret, bu vezinle, çocuklar için şiirler yazmıştır.

Aruz vezni, aydın sanatçılar elinde yüzyıllar boyunca bilinçli olarak işlendiği halde; hece vezni, çoğunun okuması yazması dahi olmayan halk sanatçılarının içgüdüsel kullanımlarının ötesinde herhangi bir işlemeden geçmemiş, ham malzeme olarak kalmıştır. Hece ölçeği ancak 1897’den bu yana, M. E. Yurdakul’un çalışmalarıyla ilk kez bilinçli ve ciddi olarak ele alınmıştır. Ne var ki halk şiirinin vardığı sonuçtan bile habersiz olan ve sanat yeteneği hiç bulunmayan bu ozanın çok ilkel ürünleri, okuyucuda hece veznine karşı kuşku ve güvensizlik uyandırmış, çetin tartışmalara yol açmıştır; neyse ki halk ve tekke şiirine yabancı olmayan Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın 1908 Meşrutiyet’inden sonra yayınlanmaya başlayan geleneğe bağlı şiirleri, hece vezninin olanakları konusundaki kuşkuyu ve olumsuz havayı yumuşatmış; yine o dönemde gelişmeye başlayan ulusçuluk akımının etkisiyle, özellikle Birinci Dünya Savaşı içinde, Ziya Gökalp’in çevresinde toplanan genç ozanların – ideolojik kaygıyla da olsa – gösterdikleri bilinçli çaba, bu veznin olanaklarının her alanda (küçük şiir, manzum hikaye, oyun, vb.) denenmesine yol açmış; yabancı kökenli aruz vezninin bir süre sonra kullanılmaz olmasını hazırlamıştır.

Hece vezniyle yazan ozanların ilk kuşağı (Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Faruk Nafiz Çamlıbel, vb.) ile ikinci ve üçüncü kuşağı (Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kutsi Tecer, vb. / Ömer Bedrettin Uşaklı, Yedi Meşaleciler, vb.) elinde, halk şiirlerindeki kullanım doğrultusunda işlenen bu vezin; dördüncü kuşağın (Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas) elinde ilk kez yeni bir işlemden geçirilmiş; Varlık dergisinin yayınlanmaya başladığı sırada (1933) ilk örnekleri ortaya çıkan bu yeni denemede, kalıpların alışılmış durakları bir yana bırakılmış; nazım cümlesi kalıpların duraklarına göre değil, duraklar cümlenin anlamına göre ayarlanmıştır. “Duraksız Hece Vezni” denen bu yeni deneme üzerinde, yine o tarihlerde gelişme gösteren ve her çeşit ölçeği atarak, nazım cümlesi ile düşünce arasındaki bağlantıyı öne alan ve nazım satırını (dizeyi) düşüncenin yapısına uyduran “Serbest Nazım”ın bu özelliğin etkisi bulunduğu düşünülebilir. Bir ölçeğe bağlı bulunması dolayısıyla, özgür nazımdan ayrılan bu yeni denemede klasik duraklı hece vezninin az kullanılan 9, 12, 13 heceli kalıpları – bir yandan hece vezninin çok kullanılan kalıplarının (11, 14 heceli kalıpları) alışılmış ahenginden kurtulmak isteğiyle, bir yandan da Batı şiirinin etkisiyle – daha çok kullanılmıştır. Hece veznine zengin olanaklar kazandıran bu yeni deneme ile çok başarılı örnekler verilmişse de, – yukarıda da belirttiğimiz üzere – o yıllarda özgür nazmın, onu ilk kez edebiyatımıza getiren Nazım Hikmet gibi usta bir ozanın elinde büyük bir gelişme göstermesi, genç ozanların o yolu yeğlemesine yol açmış; duraksız hece vezni, onu ilk kez uygulayan iki ozanımızın ve onları izleyen birkaç ozanın şiirleriyle sınırlı kalmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir