Halime kaptan romanının özeti

Halime kaptan romanının özeti

TANITIM: Batı Karadeniz’de Kurtuluş Savaşı’na katılan denizcilerin kaptanların hayatı anlatılır. Denizcilik terimleri ve yerel ağız kullanılır. Rıfat Ilgaz kadın genç ve çocukların yararlı oluşunu örnekler.

KİŞİLER KARAKTERLER:

HALİME KAPTAN: Cesur namuslu becerikli köy kadını. Bütün gün ineğe ev ve bahçe işlerine bakar. Güçlü dayanıklıdır.

TEMEL REİS: Cide’nin köyünde yaşayan 65 yaşında tecrübeli kaptan. Halime’nin kayınbabası. Sandalıyla İnebolu’ya yük götürüp getirir. Romatizma ağrılarından rahatsızdır. Uyuyamaz.

MEMİŞ: Halime’nin oğlu. Küçük. Dürüst. Sarı saçlı. Oyunu çok sever. Annesi de eve geç gelmesine kızar ve tokat atar.

BEKİR: Temel Reis’in sandalında görevli becerikli genç.”Pantolonu da şalvar biçimiydi uçkurluydu. Ceket dar geldiği için iki düğmesini iliklememişti.” (s.15)

ZEYNEL:

HALİT:

HARUN REİS: Karadeniz kıyılarında zorba gemici.

TEĞMEN:Türk milleti için çalışır.

SABRİ: Halime’nin kocası askerdedir.

MUHTAR: Güvenilir ve yetkili.

OLAY DİZİSİ ÖZET: On bir bölüm.

1.Temel Reis köydeki yoksulluğu yiyeceksizliği düşünür. Lodos kesilince üç gençle İnebolu’ya yük götürmeyi planlar. Gelini Halime ile sandalın satılmasını tartışır.

2.Bekir teyzesi Halime’nin yanına gelir. Reis Dede’nin sandalıyla sefere çıkacaktır. Temel Reis Bekir’e denizcilik kurallarını öğretir. Bekir ile Halime yolculukta gerekli araç ve yiyeceklerin konduğu zembili torbayı hazırlar. Muhtar Ali Efendi de onlara yardım için kıyıdadır. Zeynel Halil öteki iki tayfadır. Halime ile oğlu Memiş de sandalın denize indirilmesi için yardım ederler. Temel Reis hareket etmeden önce gelini Halime’ye şunları söyler: “Dara düşersen Ali Efendi’yi bilirsin. Havasını tutturamaz da oralarda kalırsak Kadirköy’e gidersin kardeşinin yanına! Kaynanası da kaynatası da iyi insanlardır Selime’nin. Bildiğin gibi yap güvenirim sana! Gel bakalım Memiş’im! Sarıl boynuma! Ne istersin benden? Halka şekeri mi? Hem de araba tekerleği gibisinden getireceğim sana! “ (s.23) Otuz sekiz sandık yumurta iki saatte ambara istif edilir. Cidelilerin para edecek başka malları yoktu. Analar bu yumurtaları çocuklarına yedirmek yerine satarak gaz tuz alacaklardı. Öğle ezanı okunurken sandal iskeleden hareket eder. Temel Reis fırtınanın geleceğini sezdi. Kerempe’yi aşmak istiyordu.

3. Halime Temel Reis’in ayrılışının üçüncü gecesinde oğlu Memeş’in oyundan eve geç gelmesine kızar: “Deden seferde baban askerde. Ne işin var bu saatlere kadar sokaklarda.” Akşamdan sonra kapı vurulur. Memiş de Halime de duyar. Halime kocasının kötü arkadaşı Halit’ten şüphelenirse gelen askerden kaçan kocası Sabri’dir. Mavzeriyle kaçtığını itiraf eden kocasına kapıyı açmaz. Muhtarın evinden yana açılan pencereden çifteyle ateş eder. Camdan başını çıkarıp bağırır: “Ali Efendi! Asker kaçakları sardı evimi! Yetiş! “

4. Temel Reis sandalda üç tayfayı bir arada görünce kızar. Tulumbayı basmalarını buyurur.Uzakta Kerempe feneri yanıp sönüyordu. Üzerlerine doğru bir takanın gelmektedir. Asker kaçakları yol kesip sandallardaki para silah ve yiyecekleri alıyordu. Temel Reis mavzer atımı yaklaşmalarından çekiniyordu. Sandalını tam yolla getirdi. Taka üzerlerine dümen kırdı. Kaptan Dede takadakileri Zeynel’e gözletir. Bunlar korsandır. Temel Reis dimdik ayakta durur. Bekir’i de yanına çağırır kalabalık görünürler. Taka ile aralarında yüz metrelik mesafe kalmıştı. Reis tabancasıyla takanın yelkenlerinde üç delik açtı. Silah sesi kıyıdan da işitilmişti. Aradaki uzaklığı beş yüz metreye çıkaran Temel Reis Kerempe’ye yöneldi. Taka kaçmaya başladı.

5. Umudunu kesen Sabri de uzaklaşır. Köy Korucusu Çipil Reşit de peşine düşer. İkisi ararsında takip kovalamaca başlar. Birbirlerine ateş de ederler. Reşit Sabri’yi yakalar. O da eşkıya Halit’in peşinde olduğunu söyler. Reşit inanmaz. Ayak sesi duyunca saklanırlar. Kadınlar yumurta odun götürürken eşkıya Salih’in Sabri’nin baldızı Selime’nin önüne çıktığını söylerler. Sabri ‘Erkeklerin yüreklileri askerde… Evet yüreksizin namussuzun biriyim ben!’ diye düşündü. Askerlik Şube Reisi Sabri’nin yolsuzluğunu görünce onu cepheye gönderir. Sabri de şeytana uyarak silahı ve mermileriyle kaçar. Reşit önde elinde mavzeriyle Sabri arkada Halit’i yakalamaya gitmekteler. Sigara yakmak için dururlar. Çakmağı çakınca karşıdan ateş edilir. Yere yatarlar. Çipil Reşit ileri atılır Sabri’den uzaklaşır. Üç kez ateş edilir. Bir süre sonra Sabri Reşit’in sallana sallana Gebeşköy’e doğru gittiğini fark eder. İlerleyen Sabri boz göynekli sakalı bıyığına karışmış bir adam ölüsünü bulur. Reşit tek kurşunla asker kaçağını haklamıştır.

6. Halime kapının vurulduğunu duyar. Zeynel Bekir ve Halil içeri girer. Temel Reis yoktur. Tayfalar yolda Pontusçu Kara Niko’nun adamlarının takasının kendi sandallarına saldırdığını anlatırlar. Temel Reis dümen başında yağmur altında İnebolu’ya kadar sandalı götürür. Çok ıslanır. Hastalanır. Kaba Ali adlı kaptan Temel Reis’i hastaneye yatırır. İnebolu’da ölür. Sandalı Kaba Ali’nin bulduğu kaptan Cide’ye getirir. Memiş’e halka şekerini verirler. Dedesinin geleceğini söylerler. Halime Memiş’i yatırır uşaklara çorba pişirmeye başlar. Yarın sandalın köye getirilmesini ister. Birlikte oduna gidiciklerini söyleyince tayfalar şaşırır. Zeynel Halil ve Bekir Halime Kadın’ın teklifini kabul ederler. Sabri camı açıp bir odaya girer. Babasının öldüğünü duymuştur. Çocukların yanına geçer. Jandarmaların peşinde olduğundan kuşkuludur. Sabri sandalın satılıp parasının kendisine getirmelerini söyleyince Halime karşı çıkar: “Eğer beni çok düşünüyorsan yarın gider şubeye teslim olursun”. Sofraya oturulur. Sabri iştahla karnını doyurur. Kapı vurulur. Gelen Reşit’tir. “Sakın Sabri Ağam camdan atlamasın. Ev sarılı.Şube Reisi gelsin teslim olsun bir keresine bağışlarım.” Diye uyarır. Halime de kocasını teslim olmaya zorlar. Reşit silahsız içeri girince Sabri onu önüne katıp Muhtarın evine giderler. Ali Efendi Sabri’yi teslim olmaya ikna eder. Kendi eliyle teslim edecektir.

7. Sabri Kastamonu’ya gönderilir. Halime Kaptan Zeynel Bekir Halil ve oğlu Memiş ile odun getirmeye gider. Sandalı birlikte idare ederler.

8. Halime Kaptan’ın sandalı fırtınada kıyıya yanaşır. Harun Reis adlı korsan da onları yakalar. Tüfekli adamlarıyla sandala el koyarlar. Halime sesini kalınlaştırır tayfaları da ona Halim kaptan diye seslenirler.

9. Korucu Mehmet Efendi silah zoruyla Halime Kaptan’ın sandal ve adamlarına ele geçirilmesine üzülür. Temel Reis’i iyi tanır. Deniz düzelince Harun Reis’in kumandasında İnebolu’ya doğru yola çıkarlar.

10. Halime Muhtar Ali Efendiye sandalıyla kendi hesabına tuz taşıdığını tayfalarının kendisinden memnun olduğunu belirtir. Kaptanlığı sürdüreceğini açıklar. Korsanları yakalatır. İnebolu’ya cephane ve asker nakletme görevindedir. İngilizlerden cephaneyi alırlar. Zeynel yaralanır.

11. Teğmen Zeynel’i hastaneye götürmeyi önerir. Yola çıkılır. Denizde küçük bir taka ile karşılaşırlar. Harun Reis dışındaki dört adamı öldürürler. Halime Kaptan tayfalarıyla Türk askerine silah taşımaya devam eder.

METİN:

Ocaklı odanın camı yavaştan tıkırdar gibi olmuştu.Birden camın açılmasıyla içeriye asker urbalı birinin atılması bir oldu. Sabri’den başkası olamazdı bu adam:

“Bırak Yaygarayı da biraz beni dinle!” dedi “Evde kalıcılardan değilim. Babamın öldüğünü duydum da geldim. Duydun mu sen de?”

“Duydum!” dedi Halime hiç kıpırdamadan.

“Sen bu sandalı yarın satacaksın!”

“Git içerde otur. Nasıl olsa senin eve girdiğini duydu çocuklar.”

“Hangi çocuklar?”

“Halil’le Zeynel… Bir de bizim Bekir.. Memiş de uyanık…”

Çocukların dördü de donup kalmışlardı sofada. Sabri uysallaşarak sordu:

“Peki sen ne pişiriyorsun gecenin bu saatinde?”

“Çocuklara süt çorbası pişiriyorum.”

“Bir çanak da bana verirsin elbet.”

Elindeki mavzeri çiviye astı. Fişeklileri de taktı üstüne. Çivi çeker mi çekmez mi diye baktı bir süre. Gözü tutmadı. Fişeklikleri omzuna sallandırdı. Tüfeği aldı eline yeniden. Belki de bir baskından çekiniyordu. Kimseye görünmediğini sanıyordu ama peşinde jandarmaların dolaştığını biliyordu. İki gün önce Irmak’ta karşıdan karşıya geçerken sıkıştırmışlardı zor kurtulmuştu ellerinden. Şube Reisi haber göndermişti Reşit’le. Halit’in ölü olarak ele geçirilmesinde ki yardımı Öğrenmiş olacaktı; ama jandarmalar lâf dinlemezlerdi çektikleri gibi vururlardı teslim olmayınca

“Merhaba çocuklar!” diyerek geçti sofaya.

“Merhaba Sabri Abı!”

“Babamı bırakmışsınız İnebolu’da öyle mi?”

“Öyle oldu Sabri Abi.”

“Bu uğursuz sandalı satıp parasını getireceksiniz bana yarın! Önümüzdeki kış! Bana para lâzım eve de…”

“Halime Abla bir şey diyemez. Bu evin erkeği benim.”

Yere sofra örtüsünü sermekte olan Halime işine ara vermeden sözünü kesti kocasının:

“Bu evin erkeği sensin ama askerliğini yapıp gelirsen. Yarın ne olacağın belli değil!”

“Sana geçimin için para gerek. Sandal her zaman yerine konur.”

“Eğer beni çok düşünüyorsan yarın gider şubeye teslim olursun.”

Sofrayı getirip koydu örtünün üstüne. Çorba çanağını da koydu. Tahta kaşıklan dizdi sofranın çevresine. Kocasının yüzüne bakmadan:

“Haydin!” dedi “Geçin sofra başına!”

Çocuklar oturdular. Sofra örtüsünü çektiler dizlerinin üstüne. Kendisi de geçti Bekir’le Memiş’in arasına. Sabri onların oturduklarını görünce sofraya bir göz attı. Karısı bir kaşık da kendisi için koymuştu. Çağrılmayı beklemeden kaşığın bulunduğu yere geçti oturdu. Tüfeği hâlâ elindeydi. Dipçiği sofraya gelmek üzere uzattı geriye doğru namlusunu. Kaçaklıktan sonra güvensizlik onda huy olmuştu. Çöplü samanlı saç ekmeğinden iri lokmalar kopararak çorbayı kaşıklıyordu. Sabahtan beri gırtlağından sudan başka bir şey geçmemişti. Parası olsa bile insan içine çıkacak cesareti kalmamıştı. Jandarmaların gününe göre sivil dolaştıklarını öğrenmişti Erkütlü bir kaçaktan. Cide’den ayrılıp Amasra köylerine geçse Samsun’dan tanıdığı oralı bîr iki arkadaşının yanında kalabilirdi.

Bir üs vardı Amasra’da. Samsun’a gidip gelenler eksik olmazdı. Belki de Samsun’a bir takayla geçer eski şube arkadaşlarının yardımını sağlayabilirdi.

Sabri karnını doyurup kaşığını sofraya bırakmıştı ki kapı vuruldu. Babasını gördüğü andan ben susup kalan Memiş birden koştu kapıya:

“Kim o?” diye seslendi.

Annesi geceleri kapıya onu gönderirdi. Kapıyı açmadan hep Memiş konuşur annesi lâfa karışmadan dinler ne yapması gerekirse söylerdi sonunda. Memiş’e göre babasının evde olmasıyla olmaması aynı kapıya çıkıyordu ki böyle koşmuştu kapıya. Soruyu tekrarladı:

“Kim o?”

Tanıdık bir ses cevap verdi dışardan:

“Benini ben. Reşit!”

Başlar Sabri’den yana dönmüştü. Sabri birden yerinden kalkmış fişekliğini beline sıkı sıkı bağlamıştı. Eve girdiği cama doğru yürürken Reşit sanki-ne yaptığını görmüş gibi seslendi:

“Sakın Sabri Ağam camdan atlamasın. Ev sarılı. Jandarma Kumandanı haber almış eve girdiğini. Sardı bir bölük jandarmayla. Ev değil köy bile sarılı. Beni de gönderdi buraya. Şube Reisi demiş ki gelsin teslim olsun. Ona erkek sözü. Bîr keresine bağışlarını.”

Halime’nin kaşları çatılmıştı:

“Hadi!” dedi “Aç kapıyı da çık teslim ol!”

Karısına cevap verecek yerde kapıya çevirdi başını:

“Ulan Reşit!” dedi “Beni bu yalanlarla tuzağa mı düşürecek;sin. Alıştın kahraman olmaya öyle mi?”

“İki gözüm kör olsun hilafım varsa!”

“O çıpıl gözlerin çok sürmez kör olur yakında…Başka bir yemin biliyorsan et de inanayım.”

“Eğer yalan söylüyorsam…”

“Yalan söylüyorsan nasıl olsa yaşatmam seni.Daha mavzerim elimde.İlkin seni temizlerim.”

Sonra Halil’e döndü:

“Aç Halil kapıyı!”

Mavzerin namlusunu burnuna dayamıştı:

“Haydi!” dedi “Götür beni Jandarma Kumandanına!”

Halil kapıyı açınca Reşit içerden vuran idare lambasının ışığıyla bir karaltı gibi çıkıvermişti ortaya. Ortalık zifir karanlığı olsa da gene elinde martinin bulunmadığı görünüyordu

“Nerde martinin be?” diye sordu Sabri.

“Yok!”

“Kim aldı?”

“Muhtar aldı”

“Elinden alırım diye korktu öyle mi?”

“Yok! Ondan değil. Karşı gelirsin de seni vururum diye korktu.”

Keyifli keyifli güldü Sabri

Halime kaptan romanının kısa özeti

Kurtuluş Savaşı sırasında Cide’li bir kadın kaptanın, azgın fırtınalar ve korsanlarla boğuşarak İnebolu’ya cepha ne taşıması anlatılmaktadır.
Yer Cide sahilinde bir köy evidir. Romatizma ağrılarından muzdarip Temel Reis, yatakta durmadan dönmekte, torunu Memiş yanındaki yatakta, gelini Halime ise, diğer odada yatmak tadır. Halime’nin kocası Sabri ise Samsun Askerlik Şubesinde askerdir.
Temel Reis’in takası ise, biraz ilerde denizin kenarında, yaşlı gövdesi ile azgın karayele direnmeye çalışmaktadır.
Kış yaman geçeceği için, mutlaka yiyecek, gaz, tuz, şeker te mini gerekiyordu. Bunun için de İnebolu’ya gitmekten başka bir çareleri yoktu.
Bu nedenle, Temel Reis, sabah erken kalktı. Sağlam bir şekil de elbiselerini giydikten sonra, kendisine yardımcı olması için çağırdığı Halime’nin yeğeni on üç yaşındaki Bekir’i diğer iki ço cuğu çağırması için gönderdi. Sonra da evden çıkıp, köyün ortası na doğru yürüdü. Halime ile Memiş de arkasından geliyorlardı.
Köy kahvesine gelince, oturanlar Temel Reis’in el etmesiyle kalktılar ve sahildeki kayığın suya indirilmesine yardım etmek için onlara katıldılar.
Kayık suya İndirildi. Bekir ve diğer iki çocuk, Zeynel ile Halil de kayığa binerek hareket hazırlığına başladılar.
Temel Reis, gelini Halime ve torunu Memiş ile vedalaştı. Kı~ yıdakilerle helâlleşerek kayığa bindi. Sonra, yelken açmalarını emretti. Açılan yelkenle birlikte küreklere asılarak Cide’ye doğru yol aldılar.
Cide’de yoksul halkın hemen hemen tek gelir kaynağı olan yumurtaları yükleyerek, İnebolu’ya doğru açıldılar.
Temel Reis’in gidişinin üçüncü günü gecesi, bir asker kaçağı, “Ben kocan Sabrı” diyerek Halime’nin kapışma dayanınca, Halime
“Benim kocam askerden kaçmaz, böyle hırsız gibi kapıları da tıklatmaz, git köyün muhtarı ile birlikte gel” dedi. Adam diretince, yüklükte asılı çifteyi kaparak pencereyi açıp, ateş ederek, “Ali Efendi! Asker kaçakları sardı evimi! Yetiş!” diyerek bağırdı.
Temel Reis’in sandalı ise gecenin karanlığı içinde yol almaya çalışıyordu. Gökte bir tane dahi yıldız yoktu. Bu sırada, bir taka nın üstlerine doğru hızla geldiğini fark ettiler. Belli ki niyetleri haydutluktu. Temel Reis, hemen tabancasını çıkarıp, çocuklara da siper almalarını söyledi. Sonra da başladı kurşunları saymaya. Üstlerine gelenler, papucun pahalı olduğunu anlayınca, gerisin geri kaçmaya başladılar.
Köy korucusu Çipil Reşit, Halime’nin feryadım ve silahın se sini duyunca, hemen tarafa doğru koştu. Yürüyen birisini görünce seslendi. Fakat öteki bir ne dönüp baktı, ne de cevap verdi. De mek ki, tanınmak istemiyordu. O halde bu köyden birisi idi. Aca ba kimdi?
Arkasından, bir el ateş etti. öteki yine devam edince, mecbu ren bu sefer vurmak için ateş etti. Kaçak da aynı anda kendisini yere atıp, ateşe ateşle cevap verdi. Çipil Reşit, bir müddet sonra sessizce ilerleyip, kaçağın olduğu yere kadar geldi. Uzamış sakal larına rağmen, Temel Reis’in oğlu Sabri’yi tanıdı. Sabri, şube ko mutanı ile bir sebepten takışmış, bu yüzden askerden kaçmıştı. Köye gelişindeki asıl sebep ise, kadınların namusuna musallat olan bir iki kişinin hakkından gelmekti.
Bir punduna getirip, Çipil Reşit’i esir aldı. Sonra önüne kata rak, asker kaçağı namussuzun barındığı yere doğru yürüdüler. Ancak, yolda konuşarak birbiri ile anlaştılar. Çipil Reşit, Sabri’yi görmediğini söyleyecekti.
Böyle yürürlerken bir ateş sesi ile kendilerini yere attılar. Sabri bir yana, Çipil Reşit bir yana atladı. Çatışma bittiğinde, Çipil Reşit sakin sakin olay yerinden ayrıldı. Sabri, yürüyerek kaçak Halit’İn bulunduğu yere gittiğinde cansız yattığını gördü.
Gece vakti, Halime’nin kapısı çalındı. Gelen Temel Reis ile birlikte giden Zeynel’di. Halime neler olduğunu sorunca, yolda Rum Niko’nın saldırısına uğradıklarını, Temel Reis’in silah sıkışı nı, sonra da yağan yağmurdan hastalanıp İnebolu’da hastaneye yatırdıklarını ve bir daha da kalkamadığını, anlattı. Yani Temel Reis ölmüştü. Bu konuşma esnasında Sabri, pencereden içeri gir di. “Babamın öldüğünü duyunca geldim. Yarından tezi yok, takayı satıp parasını bana ver” dedi. Bu esnada korucu Çipil Reşit eve gelip, Sabri’yi muhtarın çağırdığını söyledi. Sabri tereddüt içinde idi. Sonra muhtarın yanına gitmeye karar verdi.
Muhtar Ali Emmi, İyi niyetli ve vatansever bir adamdı. Sab-ri’ye, yeni bir ordu kurulduğunu, şayet kabul ederse kendisini bu ordu ya asker olarak göndereceğini, ‘asker kaçağı’ lafını da ortadan kaldıraca ğını” söyleyince Sabri razı oldu ve Muhtar ile yeni orduya katıl mak için yola çıktılar.
Temel Reis ölmüş, Sabri “asker kaçağı” lekesini silerek, yeni den vazifesine dönmüştü. Halime ise, evin çarkını döndürmek için sandalı yürütmeye, böylece nafakayı kazanmaya kararlıydı. Yanına Memiş’i de alarak sahile doğru yürüdü. Halil ve Zeynel çoktan sandaldaki yerlerini almışlardı. Artık Reis Halime Kaptan idi.
Denizde geçirdikleri birkaç gün içinde, Halime Kaptan bilgi si ve becerisi sayesinde Zeynel ve Halil’in de takdirini kazanmış, çocuklar yeni kaptanlarına gönülden bağlanmışlardı.
Denizdeki fırtına yüzünden yanaşmak istedikleri bir kıyıda korsanların eline esir düştüler. Halime Kaptan, kendisini Halim Kaptan olarak tanıtmış, çocukları da öyle tembihlemişti. Tek kor kusu Memiş’in, “Anne” diye seslenmesiydi. Şükür ki korktuğu olmadı. Bu adamların korsan mı, kaçakçı mı, çete mi oldukları da belli değildi.
Gece olunca, Halime Kaptan kaçmak için çareler aramaya başladı.
Fakat, kaçma imkânını bir türlü bulamadı.. Sabah olunca da mecburen Harun Reis’in emirlerini uygulamak zorunda kalarak, onun kayığının yanında, kendi kayığı ile birlikte yola çıktılar.
Halime Kaptan’ın beklediği fırsat Sivastopol’da eline geçti. Rus milisler, Halime Kaptan’ın kayığında silahlı adamı görünce, onlara hemen limandan çıkıp gitmelerini söylemişlerdi. O dönemde, Rusya’da ihtilalle yönetimi ele geçirenler, Türkiye’de yükselen Kurtuluş Savaşı’na destek verdikleri için, kendi kıyıla rında haydutlara ve çetelere izin vermiyorlardı.
Böylece, Harun Reis ve arkadaşları gittikten sonra, oralarda bir hafta kalan Halime Kaptan, kendi hesabına tuz taşımaya baş lamıştı. Tabii bu iş sadece tuz taşımakla kalmamış, kuvay-ı milliyecilere, sandık sandık cephane ve mühimmat da yanına eklenmişti. Artık, İnebolu ile Cide arasındaki köyler ve kasabalar başta gelmek üzere, bütün kıyı şeridinde ve Ankara’da Halime Kaptan’ın adı saygı ile anılıyor, bilen bilmeyen herkes “helâl ol sun” diyordu.
Halime Kaptan, yine zorlu bir görev için Kefken açıklarında ilerliyorlardı. İki kayık silahı yükleyip, inebolu’ya götüreceklerdi. Ancak, kıyıya yaklaştıklarında bir İngiliz motorunun kendilerine doğru geldiğini gördüler. Halime Kaptan, hemen hizmetçilik yapan bir köylü kadını kılığına bürünerek, saf saf oturmaya baş ladı. Yanı başındaki sepette ise el bombaları diziliydi.
İngilizler, kayıktan motora geçmelerini emrettiler. Halime Kaptan, uysal uysal ayağa kalktı ve aniden bombayı fırlattı. Arka sından Zeynel ve Bekir de silahlarım ateşlediler. Neticede, düş man motoru batırılmış, İngilizler tarafından esir alınmış bulunan Türk askerleri de kurtarılmıştı.
Dönerlerken, yolda kendilerine saldırmak isteyen bir korsan kayığı ile silahlı çatışmaya daha giriştiler. Yeni almış oldukları mitralyoz silahını kullanan Kuva-yı Milliye subayı Teğmen İh san’in yaman ateşi sayesinde, korsanları hemen etkisiz hale getir diler. Tesadüfe bakın ki, korsanların reisi Harun Reis idi. Diğer adamları ölünce, o da teslim oldu.
Hemen yola koyuldular. Cephede savaşanlara daha çok mermi ve silah lazımdı. Duracak zaman değildi…

One thought on “Halime kaptan romanının özeti

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir