Halide Edip Adıvar’ın Hayatı ve Edebi Kişiliği

Halide Edip Adıvar’ın Hayatı ve Edebi Kişiliği

Halide Edip (1884-1964) İstanbul’da doğmuştur. 1901’de Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ni bitiren yazar, Rıza Tevfik ve Salih Zeki’den özel dersler almıştır. İlk evliliğini Salih Zeki ile yapan Halide Edip, yazılarında bir süre Halide Salih imzasını kullanmıştır. Bir ara kız okullarında öğretmenlik yapmış, 1918’de İstanbul Üniversitesi’nde Batı Edebiyatı profesörü olmuştur. İstanbul’un işgali sırasında yaptığı konuşmalar yüzünden kovuşturmaya uğrayınca Anadolu’ya kaçarak Milli Mücadele’ye katılmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra Adnan Adıvar’la hükümet arasında başlayan anlaşmazlık sonucu 1926’da Türkiye’den ayrılmıştır.Yurtdışında Türkiye ile ilgili konferanslar veren yazar 1940’ta yeniden İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne atanmış, bir dönem milletvekilliği de yaptıktan sonra üniversiteye dönmüştür.İlk dört romanından üçü duygusal yanı ağır basan güçlü sevgi romanları olan yazarın ilk dikkati çeken eseri Türkçülük hareketlerinin ve Ziya Gökalp’in etkisinde kalarak yazdığı “Yeni Turan”dır. Halide Edip, toplumumuzun batılılaşmaya olan gereksinimine inandığı için Ziya Gökalp’in düşüncelerini beğenir. Küçüklüğünden başlayarak Doğu ve Batı’yı bir arada yaşayan Halide Edip, Meşrutiyet döneminde yazdığı romanlarında bu karşılaştırmayı yapmıştır. Daha sonra romancılığına yeni bir yön veren yazar, Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’yu ve Anadolu’nun çeşitli sorunlarını yansıtmıştır. Eğitim ve sağlık bunların başında gelir.

KARAKTERLER:
Sinekli Bakkal’daki asıl karakterler; İmam, Rabia ve Peregrini’dir.
İmam, törelerine, dinine bağlı ancak yeniye, değişime tahammülü olmayan
bağnaz zihniyetin; Rabia, Doğu mistiğinin, Doğu kültürünün aynı zamanda Batı ile tanışmış ılımlı kişiliğinin; Peregrini ise akla dayanan Batı
felsefesinin birer temsilcisidirler. Rabia, aynı zamanda Halide Edip’in
toplumda görmek istediği ideal Türk kadınını ifade etmektedir.

ÖZET:
Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden
birisidir. Mahallenin imamının kızı Emin, aynı mahallede bakkallık eden
karagözcü ve ortaoyuncu Tevfik ile , babası istemediği halde evlenir.
Tevfik, ortaoyununda “zenne” (kadın) rolüne çıktığı için “Kız Tevfik” diye
anılmaktadır. İmam çok bağnaz bir adamdır. Onun eğitimi ile yetişmiş olan
Emine kocasıyla geçinemeyerek yine baba evine döner. Tevfik İstanbul’un ünlü bir sanatçısı olur. Bir gün oyunda karısının taklidini yaptığı için
İstanbul’dan sürülür. Emine’nin Tevfik’ten bir kızı olur, adını Rabia
koyarlar. İmam Rabia’yı da din eğitimi ile yetiştirir, hafız yapar.
Abdülhamit’in Zaptiye Nazırı Selim Paşa da Sinekli Bakkalda oturmaktadır.
Rabia, Selim Paşa ile karısı Sabiha hanım tarfından korunmaktadır.
Olağanüstü güzel bir sesi olan kıza aynı konağa gidip gelmekte olan Mevlevi
şeyhi Vehbi Dede, alaturka musiki dersi verir. Paşanın oğlu Hilmi’ye piyano
dersi vermek için konağa gelip giden İtalyan piyanist Peregrini, kızın
sesine hayran olur. Ünü bütün İstanbul’a yayılan Rabia, Kuran ve Mevlüt
okumak için cami cami dolaşmakta ve bütün kazancını imama vermektedir. Günün birinde kızın babası Tevfik sürgünden döner , Sinekli Bakkal’daki eski bakkal dükkanını yeniden açar. Rabia da dedesinden ayrılır, babasıyla
oturmaya başlar. Kızın sanatına hayran olan Vehbi Dede ve Peregrini
Tevfik’in evine gidip gelmaya başlarlar. Rabia Kuran’ı hele Mevlüt’ü o kadar üstün bir sanatla okumaktadır ki Doğu musikisinde adeta bir çığır açmıştır. Bu yıllarda Türkiye’de “Genç Türkler” Abdülhamit’in baskısını kaldırmak için gizli gizli çalışmaktadırlar. Selim Paşa’nın oğlu Hilmi de bunlardandır. Ortaoyununa “zenne” rolüne çıkan Tevfik, Hilmi’nin isteği üzerine bir gün kadın kılığına girip, Türkler’in Avrupa’dan gelen ihtilalci gazetelerini Fransız pastahanesinden alırken yakalanır. İş meydana çıkınca Hilmi ile Tevfik Şam’a ötekiler de Yemen’e ve Fizan’a sürülür. Babasının arkadaşı bir cüce ile yalnız kalan Rabia, bakkallık ve hafızlıkla geçinmektedir. Rabia’yı sevmeye başlayan Peregrini o günlerde annesinden kalan serveti alarak İstanbul’a yerleşir., Müsülüman olup Osman adini alir ve Rabia’yla evlenir. Bu yıllarda imam ölür; Rabia kendi çevresinden ayrılmak istemez böylece imamdan kalan eve yerleşirler. Abdülhamit’e tam bir görev duygusuyla bağlı bulunan ve padişah aleyhinde çalışanlara türlü işkenceler ettirmekten çekinmeyen Selim Paşa, kendi oğlunu da sürdükten sonra, yavaş yavaş değişmeye başlar. Babalık ve insan duyguları uyanır, görevinden ayrılır 1908’de Meşrutiyet ilan edilince Tevfik sürgünden döner, Rabia’nın bir çoçuğu olmuştur, Sinekli Bakkal’da yine eski mutlu hayat başlar.
halide_edip_adivar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir