ESKI ISTANBULUN TERBIYESI VE DILI

ESKI ISTANBULUN TERBIYESI VE DILI

Eski Istanbul`un nesi meshurdur dendigi zaman halk arasinda ne yedi yil askerlik ederken baba ile oglun birbirini goremedikleri Selimiye Kislasi, ne ustu toprak alti deniz Galata Koprusu, ne yedi duvenin almak istedigi Ayasofya Camii, ne alti minareli Sultanahmed Camii mahyalari, ne yeralti kayiklarinin yuzdugu Yerebatan Sarayi… Onbinlerce dukkani olan Kapalicarsi, sonra deniz ortasinda Kizkulesi akla gelir.
Eski Istanbul`un en ovulen yani terbiyesi, nezaketi, dili idi. O devirde herseyden once insane terbiye ve nezaketi ile deger verilirdi. Istanbul`un meshur kulhanbeyleri, tulumbacilari bile terbiye ve nezaketleri ile ovunurlerdi. Hatta birkac yil Istanbul`da kalmis tasralilar dahi kendilerini Istanbullu sayarlardi.
Eski Istanbul`da dilini duzeltmeyenlerin, tesrifata uymayanlarin saygideger tarafi yoktur. Bunda insanin kafasinin dangil dungul olmasi onemli degil de dilinin dangil dungul olmasi onemlidir. Konaga yeni girmis asci yamagi, helvaya havla dedi mi hemen pabuclari eline verilir. Ama sanatinda usta imis buna kimse bakmazdi. Asil onemli olan duzgun koknusmadir. Bu herseyi orterdi… yalniz koyunden yeni gelen hemucuklere az cok goz yumulurdu, o da limona sulu zirtlak diyene kadar. Hele yanaga avurd demek en buyuk alay konusudur. Kadin agziyla:

Zonguldahtan gettu de yarim
Yavsahlandum hey…
Dehhe derucek biyihlari
Givirilmamis hey…
Bir opuviysem avurdunu
Ballar ahiyo heyy
Dehhe durucek biyihlari
Givirilmamis hey…

Gibi turkulu taklitlerle eglenilirdi. Eski Istanbul`da dil ilimden,sanattan da ustundur. Hatta dil, gorgu ve terbiye olcusu sayilirdi. Medrese mollasi bile “ Biz gafi gayin okuya mollalardan degiluk” diyerek pot kirar, boylece Istanbullu gibi konustugunu sanirdi. Bunlar dil ustune uydurulmus seylerdi. Sanat da buna dayanirdi. Karagoz, Orta Oyunu, tuluat oyunlari, sive taklidinden guc alirdi. Meddah Aski`nin turlu taklitleri meshurdur. Bu taklitler sade sozle degil sesle, sarkiyla, tavir ve hareketle de belirirdi. Okuma yazma bilmedigi halde, hatta Bodrumlu oldugu halde istedigi zaman bir Babiali efendisi gibi konusur, bunun arkasindan Bolulu bir ahcidan farksiz gorunurdu. Bolulu ahci Istanbul efendisi gibi konusmak isterken ne hatalar ederdi. Efendisi ceffelkalem darken ahcibasi da cedvelkalem der, oyle anlar, dinleyenler de kahkahayi koyverirlerdi.
Istanbul`a has ozellikleri daha nelere, ne taklitlere yol acardi. Ozentili davranislara, fikralara, hikayelere, hatta oyunlara konu olurdu.
Sultan Hamid`in meshur Sikkezenbasisi yuksek rutbeli hattat, tugrakes Fettah Efendi, Ali Pasa`nin ziyaretine geldigi zaman harem agasi kapiyi acar, sikkezenbasiyi divanhaneye alir, sonra da pasaya haber verir:
– Pasa hazretleri, ziyaretinize sikkezenbayi geldi, diyecegine, harem agasinin aklinca nezaket olsun diye sunnetcibasi ziyaretinize geldi, der. Bunlar yuksek rutbelilere hizmet ettiklerinden terbiyeli, kibar gorunme zorundadirlar.

Bununla beraber terbiye, edep derken bunlarin yine turlu manalar aldiklari gercektir. Bektasilerde Edep erenlere tabiri vardir. Bu hasa huzurunuzdan, sozum yabana demektir. Eskilerin dedikleri gibi edephane de adina uymamaktadir.
Daha edep, terbiyeye dair nice ters manaya gelen sozler vardir. Isim ile musemma birbirini tutmamaktadir.
Terbiye ve tatbikat muallimi Ihsan Sungu terbiyenin terbiyesizden alinan bir meta olduguna inanmazdi ama su tekerlemeyi cok severdi:
“ Her isim musemmasina uysa kazmaya kazan, kazana kizan, igneye diken, dikene batan denirdi.” Ama boyle denmemis. Bu yuzden terbiye, edep de zaman zaman baska manalar almistir.
Istanbul`da terbiye ve nezaketin yukselip alcaldigi yerler de pek coktur. Hatta bunlar semtlere gore degisir. Hele Beylerbeyi`nin sohreti Babiali`yi bile gecerdi. Buralarda oturanlar adeta terbiye, nezaket yarisina cikarlardi. Yerden temennalar, kandilli selamlar, elpence divan durmalar, egilip bukulmeler, efendisiz soze baslamamalar…
Bir gun Sirket-i Hayriye muduru Huseyin Haki Bey Bogazici`nde isleyen bir vapur kaptanina sik sik gecikmesinin sebebini sorar. O da:
– Muhterem Mudur Beyefendi, Cengelkoy`un zerzevati, Kuzguncuk`un hasarati, Beylerbeyi`nin tesrifati bir turlu bitmiyor ki vaktinde gelebilelim. Vapur Beylerbeyi`ne ugrayinca daha iskelede herkes birbirine:
– Efendim rica ederim buyurun lutfen!
– Estagfurullah, zatialiniz buyurunuz!
– Hakipayinize fazla iltifat buyuruyorsunuz, ne haddime efendim, bendeniz… gibi sozler devam edip dururken vapur da gecikir.
Istanbulluya gore tasra halki gorgu kurallarindan yoksundur. Bu do cogunlukla dile bagli oldugundandir. Ayrilikar, anlasmazliklar buradan baslar. Istanbullu ile tasrali bir cesit okumus ile okumamisin yanyana gelisidir. Biri, seni ikaz ediyorum der, oteki iyi kaz anlar. Okumus ile okumamis karsi karsiyadir.
Bazen tasrali ile Istanbullu birbirleriyle alay ederler.
Rumelili bir turlu derdini anlatamayinca rastgeldigi bir adama sorar:
– Te be ahretlik, sen mahacirca bilir misin?
Istanbullu:
– Sen ne adamsin, mahacirca diye dil olur mu?
Rumelili:
– Te sen ne dersin mahallebice olur da mahacirca olmaz mi?
Musrutiyet`le baslayan yenilik hareketleri geleneklesmis nezaket kurallarinin cogunu ortadan kaldirdi. Bunun en guzel ornegini o devirde cikan mizah mecmualari verir. Istanbullularin agizlarina almadiklari esek kelimesi mizah mecmualarinin espri kaynagi oldu, uzun kulakli, el ma`lum, seddeli gibi isimler hep bir kapiya variyordu. Bunlar mizah mecmualari adlari idi.
Bunu yadirgayan Istanbullular ayip sozu gayip oldu seklinde bir kelime oyunu yapiyorlardi. Cunku o devirde alisilmamis bir nutuklar devrine girildi. Hatta yine Istanbullular on par aver soylet, yirmi par aver sustur tekerlemesini agizdan dusurmuyorlardi. Yuzyillar boyu susan milletin dili bird aha susmayacakmis gibi cozulmustu. Ama bu devir bir seraplar devrinden baska birsey degildi. Rumeli bozgunu Istanbul`u gocmen kafileleriyle doldurdu. Dil, Babil Kulesi`ne dondu. Bir yandan keyfialiniz mutenehni mi; mutenehna mi gibi uydurma sozler, bir yandan yuzyillarin billurlasmis, incelmis Turkcesi, sonrasi disardan gelen turlu lehceler…
Istanbul dili ve terbiyesinde Istanbul hanimlarinin buyuk payi vardir. Kendisinden soz etme ovunme sirasinda benligime lanet demek hem terbiye hem saygi icabidir. Nitekim yine o devirde, benlik, gurun Firavun`a yakisir diye bir soz vardir. Sonra olculu ve yerli yerinde konusma bir meziyetti. Hele Istanbul hanimlari gobekten asagi birsey soylediler mi hemen afedersinizi basarlardi. Afedersiniz belim tutuldu, yahut ayagim burkuldu, gibi.
Bu da kadinlara mahsus bir nezaket kurali… Lugatli konusma kibarlik, soyluluk isareti. Bu gibilerin makami daima bas koselerdir. Bunlar herkesten fazla saygi, itibar gorurlerdi.
Serde yetisen cicekler gibi genc kizlar, kafes arkasinda daha da itina gorurlerdi. Koca sozu, evlenme sozu bunlara yasak edilmistir. Utangaclik, tebessum iyi bir sey, ama guler yuzlulukle tahtabos kahkahasi bir degildir. Hele, agzi kulaklarina variyor dendi mi boyle bir kiz guzel de olsa, nazenin dahi olsa kenarin dilberi sayilirdi.
Istanbul dili, terbiyesi zamanla turlu etkiler altinda kaldigi gibi, kendi de turlu etkilerde bulundu. Bunlarin en onemlisi Ankara`nin bassehir olusu ile baslar. Istanbul`dan baslayan memur akini bu sehri adeta tasra sehri olmaktan cikardi. Boylece Cumhuriyetle Ankara dili gibi, Orta Anadolu dili degisti. Taklit oyunlari ortadan kalkti. Istanbul Anadolulasti, Anadolu da Istanbullasti.
Ankara 40.000 kisilik bir tarim sehri iken birden bassehir olunca kalabaliklasti. Okumuslarin cogu Istanbullu idi. Ankara ile bu sehir arasinda bir cok farklar vardi. Ankara`da her kose bucak tarima ait adlar tasiyordu. Saman Pazari, Koyun Pazari, Tavuk Pazari, Hergele Meydani, Kecioren, Toklu, Kazikici Baglari… butun bunlar meshur semt adlaridir. Ev tarif etmek isteyen, adres olarak, cok defa bu adlardan birini soyleyecektir, ama bu adresi verirken ozur dilemek sart. Genc Istanbullu hanim adresini verirken ezilip buzuluyor:
– Afedersiniz efendim, bilmem nasil soyleyeyim. Soylemesi ayip Hergele Meydani diyorlar, kusura bakmayin yani orada filan sokakta oturuyoruz.
Zamanla Ankaralilar ozur dilemeden, af talep etmeden bu semti soylemeye basladilar. Cunku Hergele Meydani yerine artik buraya Opera Meydani deniyordu, buraya buyuk bir opera yapilmisti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir