Eski Ahbap Romanının Özeti

Baş Karakter: Hilmi ve Mahir
Yazar: Reşat Nuri GÜNTEKİN
ESKI AHBAP
Konu: Hilmi Adındaki Birinin Başından Geçen Birkaç Olay
Hilmi yalnız, sıradan bir vatandaşmış. Yaşını soran olsa kırk deyip geçiyormuş. Ama hemen hemen elli yaşına yanaşmış. Hilmi karısı öldüğünde yalnız kalmış. Bu yaşta bir adam için karısının ölmesi çok acı olmalıdır. Hilmi gibi olanlar tekrar evleniyormuş, fakat yüzde doksan sonuç fenaymış. Bu yaşta uygun düşmediğini düşündüğünden ve fena bir sonuç ortaya çıkacağından Hilmi yeniden evlenmeyi düşünmüyormuş.
Rahmetli karısının hastalığı iki yıl sürmüş. Karısının kırk lokmasını yedikten sonra İstanbul’a gidip kafasını dinlemek istiyormuş. Hilmi Abdülhamid’e bomba atıldıktan beri İstanbul’a hiç gitmemiş. Oğlu ve kızları babalarının İstanbul’a gelmelerine hiç memnun olmamışlardı. Herhalde baştan çıkacağını ve çok para yiyeceğini düşünüyorlarmış. Damadı onu niyetinden vazgeçirmek için çok uğraşıyormuş. Hilmi onlara hak veriyormuş ne de olsa malı, mülkü onların sayılırmış, fakat istediği biraz eğlenmekmiş. Hilmi bir otelde dinlenmeye çekilmiş. Ertesi gün hizmetçi “Sizi eski bir ahbap görmeye geldi.” demiş. Hilmi merakla “kimmiş o? Çağır gelsin.” demiş. Odaya güzel giyimli şık bir beyefendi girmiş. Biraz dikkatle bakınca eski hukuk arkadaşlarından Teneke Mahir olduğunu görmüş. Mahir’e teneke lakabını arkadaşları teneke doldurulurken çıkan sesin aynısını çıkardığı için takmışlar. Hilmi Mahirle pek sıkı fıkı ahbap olmamasına rağmen çocuklarının göstermediği ilgi ve hoşgörüyü Mahirde bulmuş. Mahir ona Bursada yapılabilecek maddi işlerden, çiftlikleriyle yapabileceklerini ve Karun kadar zengin olabileceğini söylemiş. Mahir Hilmiye İstanbulda bulunduğu müddetçe gezip tozacaklarını söylemiş. Mahir İstanbulu tabiri yerinde ise a’dan z’ye biliyormuş.
Ertesi gün Beyoğlu’nda bir otele gitmişler. Gündüzleri çarşı Pazar geziyor; geceleri sinemaya, tiyatroya ve konferansa gidiyorlarmış. Mevsim yaz olduğundan akşam üzerleri Taksim bahçesi çok harika oluyormuş. Bir gün Boğaza karşı kafaları çekmişler yirmi yaşındaki gençler gibi dolaşıyorlardı. Baloz gibi bir yerin önünde durmuş ve çekici bir ilanı okuduktan sonra içeri girmişlerdi. İçeride elinde tepsilerle koşuşturan garsonlar, çalgıcılar ve yarı çıplak olan kadınlar varmış. Hilmi hayatında adamakıllı bir iki defa sarhoş olmuş fakat o günkü kadar değilmiş. Hilminin gözü bir kadında kalmış. Mahir o kadını yanlarına çağırmış. Kadın hiç nazlanmadan gelmiş ve onlarla sohbeti koyulaştırmış. Kadının adı Mariz’miş. Hilmi nedense bu ismi unutmamış. Mahir de kendine bir kadın bulmuş. Mariz Hilminin yağlı kuyruk olduğunu anlamış. Mariz gittikçe Hilmiyle ilgiyi artırıyormuş. Hilminin kulağına birşeyler fısıldıyormuş. Hilmiye bir gariplik çökmüş ve o sesin rahmetli karısının sesi olduğunu sanmış. Hilmi o geceki sarhoşluktan sonra bir hafta hasta yatmış. Mahir onun aklını çelip evlenmeye ikna etmiş. Mahir Hilmiye yaş konusunda sorun olmadığını zaten otuz beş yaşından fazla görünmediğini söylemiş. Kız ise çok ağırbaşlı imiş. Öyle zevzek bir gence kadın olmaktansa Hilmi gibi yaşını başını almış, kadın kıymeti bilir biriyle evlenmeyi istiyormuş. Mahir ne yapıp yapmış ve Hilmiye bu izdivacı kabul ettirmiş. Kızın palamut tüccarı olan dayısı da bu izdivaca taraftarmış. Hilminin günler öncesinden uykusu kaçmaya başlamış. Nihayet ziyaret günü geldiğinde Mahirle beraber kızın evine gitmişler. Hilmi söyleyecek söz bulamazken nişanlısı olacak Şevkiye Hanım ve annesi sanki dil otu yemiş gibiymiş. Hilmi kızı bir çocuk gibi bulmuş. Evden ayrıldıktan sonra Mahire kızın çocuk olduğunu söylemiş. Mahir kızın çocuk gibi göründüğünü fakat yüz yaşındaki bir ihtiyar kadar ağırbaşlı olduğunu söylemiş ve Hilmiyi razı etmiş.
Mahir iki gün sonra gelmiş ve Şevkiye Hanımla işinin olduğunu söylemiş. Mahir Hilmiyi ve kızın dayısını razı etmiş ve nikah günü kararlaştırılmış. Hilmi yatağa girerken Mahirin bağıra çağıra içeri girdiğini görmüş. Mahir hiddetli hiddetli söyleniyormuş. Hilminin evlenme işi bozulmuş olduğunu söylemiş. Kızı fabrikayı alacak eski nişanlısının fabrikayı almaktan vazgeçtiği için vermediklerini söylemiş. Hilmi sinirlenmiş ve sadece “fabrikayı aldım.” demiş. Mahirle konuştuktan sonra fabrikayı almış muameleler yapılmış ve Şevkiye Hanımla o gün nikahları kıyılmış.
Hilmi işi Bursa’dakilerden gizli tutuyormuş. Fakat bir husus keyfini kaçırıyormuş; o da Şevkiye Hanımın Hilmiyle istekle evlenmiş olması ama çok durgun olması. Hilmi ve nişanlısı çarşı pazar geziyorlarmış. Hilmi, Şevkiye Hanımla gezerlerken bir satıcının sözlerine bozulmuş. Satıcı Şevkiye hanıma Hilminin babası mı olduğunu sormuş.
Hilmi bir akşam “Bir muhibb-i hayırhah” imzalı mektup almış. Ve hesap sormak için Şevkiye Hanımın evine Şişliye araba ve tramvay olmadığı için koşa koşa gitmiş. Hilmi bir süre duraklayıp başından geçenleri düşünmüş ve bunları nasıl yaptığını düşünmüş. Hilmi bunların evlendikten sonra olmamasına şükürler etmiş.
Ertesi gün Mahiri bulup yaptığı işi temizlemesini istemiş. Mahir ise bu işi düzelteceğini söylemiş. Hilmi o ailenin ne kadar çingene olduğunu gördükten sonra fena afallamış. Mahir onları bir türlü ikna edememiş. Kız ve ailesi nikahın hepsini vermesini istemişler. Vermezse mahkemeyle işi uzatacaklarını söylemişler. Mahkemede yüzde doksan sekiz kazanacaklarını biliyorlarmış fakat Hilmi Bursa’dakilerin duymalarını istemiyormuş.
Konserve fabrikası da Hilminin üzerine bir yükmüş. Fakat yedi bin beş yüz liradan fazla paraya müşteri bulamamış ve baya bir zararla Bursaya geri dönmüş. Hilmi Bursaya dönerken insanın elli yılda öğrenemeyeceğini iki dakikada öğrenmiş.
Hilminin yolu düşmüş Haydarpaşa vapuruyla İstanbula gidiyormuş. Vapurda iki zatın konuşmalarına kulak misafiri olmuş. Biri diğerine “Teneke Mahir’in çevirdiği dolabı duydun mu?”demiş. Hilmi dikkatle dinlemeye başlamış. Mahirin kendine çevirdiği dolabı bir bir kulaklarıyla duymuş. Bu dolapları ve zararını unutmuş, ama o zatların kendinden enayi, şantajcı ve çingene gibi sıfatlarla bahsedilmesinden dolayı içi sızlamış ve bu dersi unutamamış.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir