EĞİTİM ÜZERİNE HASBİHÂL

EĞİTİM ÜZERİNE HASBİHÂL
Ruhların inkişafı ile başlayan, bilmek, öğrenmek, uygulamak süreci, yaşamın bitişi ile sonlanmıyor ve gerçek hayatın yaşanacağı yerde neler, nasıl olacak merakıyla devam ediyor. Öyleyse beşikten mezara dediğimiz öğrenme alanını çok daha geniş bir bakışa kavuşturmamız gerekir. Öğrenmenin anlamlı, önemli bir yanı varken, öğretmenin kutsallığı tartışılmaz. İnsanoğlunun ölümle olan kaçınılmaz anlaşması, dünyadaki devamlılığı sağlama telaşı onu öğrenmeye ve öğretmeye mahkûm etmiştir. Aksi takdirde bilgi, ölenle ölen, devamlılığını sağlayamayan bir yerde kalırdı.
“Merak” kelimesi çok önemlidir. Belki de dünyanın varoluşu bu kelimenin esrarında gizlidir. Kim, ne, nerede diye uzayıp giden sorular hep merak duygusunun ürünüdür. Bulunan her cevap içinde yeni merakları ve yeni soruları barındırır. Merak kelimesinin asıl gerçeği ise ”Bilmek” ihtiyacının karşılığıdır. İnsanoğlu bilmek ister, nereden geldiğini, nereye nasıl gideceğini ve daha sayısız pek çok şeyi. Bildiği ya da cevabını öğrendiği her şeye karşı kendini daha emniyette, daha özgür hisseder.
Özgür insan ise yaşama karşı daha dik, onurlu ve güvenli bir duruş sergiler.
İşte eğitim sistemi dediğimiz şey bu güzergâh üzere planlanmalı ve uygulanmalıdır.
Merak, bilmek, özgür beyin ve yürek, yaşama geçirilmiş davranışlar, olmazsa olmaz devamlılık…
Hepimizce malum, eğitim ve öğretimin üç önemli ayağı; eğitilen, eğiten, eğitme yöntem ve teknikleridir. Bu üç önemli madde içinde değeri itibariyle dikkat edilmesi gereken eğiten, öğreten kişi ya da kurumlardır. Zira eğitenin, çok iyi yetişmiş, insan ruhunu, yüreğini, beynini kucaklayan bir yönü olması gerektiği gibi yaşamıyla, tavrı ve tarzıyla, giyimi kuşamıyla, hayata bakışı, yaptığı işe hâkimiyetiyle örnek olma, örnek alınma vasfı olmalıdır. Eğitmen içinde yaşadığı toplumu iyi tanımalı, toplumun maddi ve manevi değerlerini, koruması ve aktarması gereken hazineleri bünyesinde barındırmalı ki, işinde başarı elde edebilsin. Eğitmen, fıtratımızda var olan merak duygusunu canlı tutmalı, merakı bilgiye dönüştürerek, soran, sorgulayan, dinleyen, gören, yorumlayabilen özgür ruhlara kavuşmamızı sağlayabilmeli.
Eğitmen bu güne, düne değil gelecek yüzyıllara bakarak elindeki hazineyi biçimlendirmeli, yarınlara uyacak olan değil, yarınlara yön verecek nesillere imza atmalıdır.
Hasbelkader öğretmenliği meslek edinmiş, tek gayesi çalacak olan zil sesini beklemek olan, aldığı ya da alacağı ücretin hesabıyla meşgul kişilerle bu hedefe ulaşmamız mümkün değildir.
Eğitimi sadece binaların içine hapsetmek, çocukların hepsini aynı görmek ya da aynı olsunlar diye uğraşmak da akıl kârı değildir. Hatta aynılaştırmak adına budadığımız, körelttiğimiz, yok ettiğimiz evlatlarımız benim değil istatistiklerin rakamlarında bağırmaktadır.
Eğitime yapılan maddi ve manevi yatırımların son yıllarda büyük ivme kazandığı bir gerçektir. Bu ivmeyi başarıya dönüştürmek, başarıyı gözle görülür, elle tutulur hale getirmek gerekir.
Eğer başarı olarak gördüğümüz şey, ezber bilgi, bol diploma, içi boş ödül ve ceza sistemi, güncel olmayan, yarınlara değil bu güne bile değmeyen doldur boşalt sistemi ise sonuçlarına baktığımızda başarılı sayabiliriz kendimizi.
Oysa başarı üç yıllık, beş yıllık değil yüz yıllık planlarla yürütülen bir eğitim sisteminde öncelikle eğitmen, öğretmen olarak görev verecek olduklarımızı her yönüyle doğru yetiştirmek, doğru seçmek ve görevini hakkıyla yapmasını sağlamak olmalıdır.
“Dünyaya bakalım, onlar bu işi nasıl yapıyorlar? Nerede eksik yapıyoruz? Neden istediğimiz sonuçları alamıyoruz?” gibi klasik sorular sormayacağım. Zira hazır elbiselerin kiminde iyi, kiminde emanet gibi durduğunu yıllardır oradan buradan aldığımız sistemlerdeki deneme yanılma yöntemleriyle kaybettiğimiz zamanı, nesilleri hepimiz biliyoruz.
Artık bize ait, bize özel, bizim ruhumuza, fıtratımıza, yaşam ve inanışımıza, manevi değerlerimize uygun eğitim sistemimizi oluşturma zamanımız gelmiştir. Bunu yapabilecek donanım, bilgi, beceri ve inanç sahibi pek çok yetişmiş insanımız da vardır. Yeter ki kendimize inanalım, güvenelim.
Bize düşen kutsal saydığımız bu görevi gerçekleştirirken altına imza attığımız şeyin bir insan olduğunu asla unutmamaktır. Bu imza, bir hain, cani, katil ya da “güzel insan” olarak karşımıza çıkacaktır. Ama mutlaka çıkacaktır.
“Güzel İnsan” ise yaradılışında barındırdığı her türlü mucize ile hayatımıza dâhil olmaktadır.
O; bozmadan, değiştirmeye, aynılaştırmaya uğraşmadan, sadece toprak altındaki madeni çıkartırken gösterdiğimiz hassasiyetle keşfetmemiz gerekendir. O, zaten yaratandan ötürü güzeldir. Biz o güzelliğin kendini keşfetmesini, yaradılış vesilesini bulup gerçekleştirmesini sağlayalım kâfidir. Evlatlarımızı, tanıyarak, incitmeden, bozmadan, boş ve gereksiz şeylerle yormadan yolunu bulan su misali hayata katalım.
İşte eğitim budur.

Süleyman Gökçimen
Ümraniye İlçe Millî Eğitim Müdürü

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir