Bilimsel Çalışma Nedir?

SPONSORLU BAĞLANTILAR

Bilimsel Çalışma Nedir?

KONU : 1
BİLİMSEL ÇALIŞMA
BİLİM : Hayatta karşımıza çıkan sorulara cevap arama uğraşıdır. Soruların cevapları aranırken tarafsızlık temel ilke olmak zorundadır. Merak edilen soruların cevapları aranırken izlenen yola yapılan açıklamalara bilimsel yöntem yada bilimsel metot denir.

BİLİMSEL METODTA İZLENECEK YOLLAR :

1-) Problemi ortaya koymak veya konu tespiti yapmak. Merak edilen bir konu hakkında neden, niçin şeklinde yapılan soru önermeleri bilimsel problemi ortaya koyar.

2-) Problem ile ilgili gözlem yapmak, verileri toplamak :Beş duyu organı ile yapılan incelemelere gözlem denir. Gözlem yaparken sadece duyu organları kullanılıyorsa bu gözlem şekline nitel gözlem denir. Hata oranı yüksektir. Araç ve gereçler kullanılarak yaptığımız gözleme ise nicel gözlem denir.

VERİ TOPLAMAK : Gözlem yapılarak elde ettiğimiz gerçeklere veri diyoruz. Bir başka deyişle veri, özel bir probleme ait gerçeklerdir.

3-) Hipotez kurmak : Bir problemin çözümü için ortaya konulan geçici çözüm yoludur. İyi bir hipotez kısa ve özlü olduğu kadar eldeki verilerin çoğunu da kapsamalıdır.

• Hipotez verilere aykırı olmamalı
• Probleme çözüm önermiş olmalı
• Yeni gerçeklere ve tahminlere yol açabilmeli
• Deney ve gözlemlere açık olmalı

4-) Tahmin yapmak : Tahmin ; akla, mantığa, verilere dayanarak bir olguyu ya da olayı kestirme yaklaşık olarak kestirme işidir. Tahmin tezimiz hipotezim doğru ise ……………olmalı, olmalıdır cümleciğine uygun olmalıdır. Böylece hipotezden yeni sonuçlar çıkartmak mümkün olur.

5-) Hipotezi kontrollü deneylere sınamak : Hipotezle ilgili tahminler kontrollü deneylerle sıvanır. Kontrollü deneyler iki deney grubu halinde yapılır. Bunlardan birisi kontrol grubu, diğeri ise deney grubudur. Kontrol grubu ile deney grubunun tüm şartları aynıdır. Ancak denenmek istenen fikir deney grubuna uygulanırken kontrol grubuna uygulanmaz.

6-) Doğruluğuna karar vermek : Hipotezi sınadığımız deneylerin neticesinde iki durum ile karşı karşıya kalırız.
• Hipotez doğru : Yapılan kontrollü deneyler sonucunda hipotezin doğruluğu ispat edilirse hipotez geçerlidir.
• Hipotez yanlış : Kontrollü deneyler sonucunda hipotez yanlış çıkarsa hipotez kesinlikle terk edilmez ancak değiştirilir. Yeni bir hipotez kurulur, işlemler tekrar edilir.

7-) Teori : Kökleşmiş hipotezlerdir. Doğruluğu tam ispatlanmadığı gibi çürütülememiş hipotezlerdir. Bu hipotezler yeni bulgularla da sürekli olarak desteklenirler. Hipoteze oranla gerçeklere daha yakındırlar.
Fakat ilerleyen zaman içinde çürütülebilirler…

8-) Kanun ve Gerçek : Her bilim adamı tarafından aynı sonuçlarla tekrar edilebilen gözlemlerdir. Teoriler çürütülemezlerse ve geniş geçerlilik kazanmışlarsa kanun ve gerçeklere dönüşürler.

Kontrollü
Deneylerle
Doğrulanır

KONU : 2
CANLILIK

Yaşam belirtileri gösteren her organizma canlıdır. Bu belirtileri göstermeyen varlıklara ise cansızdır şeklinde vurgularız. Öyle ise canlı bir organizmanın özellikleri nelerdir?

1-) Beslenme :
Canlılar yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerjiyi de besinlerden sağlamak mecburiyetindedirler. Ototrof olan canlı grupları kloroplastları sayesinde güneş ışığından yararlanılarak besin ihtiyaçlarını inorganik elementlerden sağlarlar. Hayvansal yani heteretrof canlılar ise ileri derecede bileşik organik besin maddelerine ihtiyaç duymazlar. Bu maddeleri sindirip hücrelerinin gereksim duyduğu maddelerin yapımında kullanılırlar.

2-) Solunum- Enerji kullanımı :
Canlının yaşamına devam edebilmesi, fonksiyonlarını sürdürebilmesi için gereken enerjinin serbest hale gelmesi solunumla sağlanır.
Bir moleküldeki enerjinin tamamının kullanılabilmesi onun O2 ile oksitlenmesiyle mümkündür. Bu tür solunuma O2’li yada aerobik solunum denir.
Bazı mikroorganizmalar, iç parazitler, besinleri O2 siz olarak yakmak mecburiyetindedirler. Bu durumda da besindeki enerjinin pek az kısmı kullanılabilir. Bu şekilde yapılan solunuma O2 li veya aerobik solunum denir.

3-) Boşaltım :
Metabolizma sonucu oluşan zararlı ve kullanılmayan artıkları hücreden uzaklaştırılır. Meydana gelen artıkların uzaklaştırılması işlemine boşaltım denir.
Karbonhidratların parçalanmasıyla oluşan NH3 ise zararsız hale getirilerek hücreden uzaklaştırılır. Bunun için NH3 üreürikasit formuna dönüştürülür.
Bazı tek hücreli organizmalarda atıkların uzaklaştırılması difüzyonla olur. Yine bazı tek hücreli organizmalarda H2O ile birlikte atık maddeler kontraktil kofullar aracılığı ile atılır.
Çok hücreli organizmalarda ise boşaltımdan sorumlu olan özel bazı hücre grupları yada boşaltım organları gelişmiştir. Bunlar ; Protonefozidyum, nepnidyum, malpighi borucukları, böbrekler, solunum organları.

4-) Büyüme :
Canlının en küçük yapı birimi olan hücrenin hacimce ve sayıca artışına büyüme denir. Büyüme olayı, beslenme ve solunum olaylarının doğal bir neticesidir. Canlılar çevresindeki anorganik maddeleri kendi protoplazma yapısına çevirerek büyürler. Hayvanlarda her türün kendisine özgü bir büyüme sınırı olmasına karşılık bitkilerde sınırsız bir büyümenin var olduğu sayılır.

5-) Üreme :
Belirli büyüme sınırına gelen canlı nesli devam ettirmek üzere kendisine benzer yeni canlılar meydana getirmesine üreme denir. Hücrelerin temel yeteneği ve niteliği olan üzerine en ilkel organizmadan en gelişmiş organizmaya kadar bütün canlılar aleminde yalnızca hücre bölünmesi ile olur. Canlı hücreleri bölünmeye çekirdek-sitoplazma oranı ve fizyolojik gereksimler iter. Böylece kalıtsal materyal gelecek kuşaklara aktarılır.
Bir hücrelilerde bölünme aynı zamanda üremeyi sağlarken, çok hücrelilerde üreme belirli vücut kısımlarına özgüdür. Bazı canlı grupları gen değişimi meydana getirmeden eşeysiz olarak ürerlerken, gen değişimi ve yeni gen kombinasyonları meydana getirerek eşeyli bir şekilde üreme gösterirler.

6-) Uyarılma – İrkilme :
Canlının dıştan ve içten meydana gelen uyarılara tepki gösterip cevap vermesidir. Bu duyarlılık sayesinde dış ortamın değişen özelliklerine ayak uydurarak canlılar yaşamlarını sürdürürler. Çiçeklerin ışığa yönelmesi, koku, basınç, vb..

7-) Hücresel yapı :
Canlının yapı elemanı hücredir. Genel olarak DNA hücrenin koordinasyon merkezidir. Bu özelliği ile DNA hücreyi her yönden yöneterek protoplazma bileşenlerini dengeler, yaşamsal faaliyetleri düzenler.

8-) Şekil
9-) Hareketi : bitkilerde büyüme, tropizme
10-) Çevreye uyum :
Dengeli ve kararlı değişmez iç çevre oluşturmaya homeastasi denir. Canlıların yaşadıkları ortam koşullarına uyum yapabilme yeteneklerine homeastatik tepki denir.

11-) Organizasyon :
Çeşitli vücut kısımlarının görev bölümüne, belirli kurallar içerisinde canlılığını ve canlılık etkinliklerini devam ettirmelerine organizasyon denir.

Hücre  Dokular  Organlar  Sistemler  Organizma
12-) Ölüm

KONU : 3
HAYATIN BAŞLANGICI İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER

1- Kendiliğinden oluş hipotezi – Abiyogenez :
Görüşün kurucusu Aristo’dur (M.Ö 350) . Aristo’nun görüşüne göre cansız maddelerin içerisinde “aktif öz” bulunuyordu. Aktif öz hava ile etkileşip uygun koşullarda bir canlıyı oluşturabiliyordu. Bir başka deyimle canlılar cansız maddelerden birden bire, her an kendiliğinden meydana gelebiliyordu.

Cansız madde (aktif öz) + Hava  canlı basit yada kompleks

2- Biyogenez hipotezi  F.Redi, L.Pasteur
Bir canlının kendinden önceki bir canlıdan meydana geldiğini ileri süren bir görüştür. Canlının ilk kez nasıl oluştuğunu açıklamaz. Ancak Abiyogenez hipotezini çürütür.
17. yy da REDİ yaptığı KONTROLLÜ DENEY’ lerle Abiyogenez görüşüne karşı çıkmıştır.
19. yüzyılda ise Pasteur, cansız maddelerden canlının oluşamayacağını deneylerle ispatlamıştır. Pastör, şeker ve maya hücreleri içeren sıvıyı kuğu boyunlu bir cam balonda iyice kaynatıp kaynatılmış sıvıyı beklemeye bırakır. Sıvının içinde mikroorganizmaların üremediğini görür. Bir süre sonunda kuğu boyunlu kısmını kesip beklemeye bırakır. Kısa süre sonra balon içinde mikroorganizmaların oluşmaya başladığını gözlemler. PASTÖR deneyinin kontrollü, basit, tekrarlanabilir olması ile abiyogenezcilerin itirazlarını önlemiştir.

3-) Panspermia Hipotezi- Uzay Görüşü
Canlılığın dünyamıza uzaydan geldiğini söyleyen bir hipotezdir. Bir çok tutarsızlığa sahip bir görüştür. Söz konusu canlılar uzay boşluğunun öldürücü etkilerinden atmosfere girişlerindeki yüksek sıcaklıktan nasıl korunmuşlardır. Ayrıca bu canlılar geldikleri yerlerde nasıl oluşmuşlardır. Bu sorulara mantıklı cevaplar vermek mümkün değildir.

4-) Ototrof Hipotezi :
Hayatın ilkel dünyada meydan geldiğini ilk canlının ototrof olduğunu savunan hipotezdir. Bu görüşe göre ilk canlının gelişmiş enzim sistemlerine sahip olması gerekir. Ancak bu durum ilkel dünya şartlarına ve evrime terstir.

CANSIZ ———— CANLI(ototrof)
Basit ortam

5-) Heteretrof Hipotezi :
İlk canlılığın heteretrof olduğunu ileri süren bir görüştür. Ototrofların olmadığı bir dünyada ilk canlıların dışarıdan hazır besin aldıklarını savunur. Bu olay biyoloji ilmine tamamen ters bir durumdur. Bu hipoteze göre canlı oluşumundan önce kimyasal bir evrimin olduğu ilkel dünyada besin oluşumunu açıklamaktadır.

Dünyanın yaşı 5 milyon yıl
2 milyon yıl  jeolojik, kimyasal evrim
3 milyon yıl  biyolojik evrim

1- İlkel dünyada yanardağ faaliyetleri, sıcaklık, UV ışınları etkisiyle CH4, NH3. H2, H2O, CO2 gazlarında müteşekkil atm. Oluşmuştur.
2- UV ışınları, şimşek, sıcaklık etkisi ile gaz karışımı kendi arasında tepkimeye girerek aminoasitleri, yağ asitlerini, basit şekerleri oluşturmuştur
3- Bu bileşikler yağmurlar vasıtası ile ılık denizlere taşınmış, milyonlarca yıl sonunda ilk sular hayat için gerekli bütün bileşikleri kapsayan seyreltik karışım haline gelmiştir. Bu ılık ve seyreltik ortamdaki reaksiyonlar neticesinde kompleks moleküller oluşmuştur.
4- Oluşan kompleks moleküller kümeleşmeler meydana getirmişlerdir. Bu organik madde yığınlarına kuaservad denilmektedir.
5- Kuaservadların en gelişmelerinden de ilkel heteretrof prokaryot canlı oluşmuştur.

6- Heteretrof prokaryotlardan da ototrof canlılar meydana gelmiştir. Ototrofların oluşumundan sonra atmosfer değişmiş ve evrimde ivme kazanmıştır.
İlkel dünyayı acaba labaratuvara taşıyabilir miyiz ?

Stanley Miller ilkel atmosferde bulunduğu varsayılan CH4, NH3, H2, H2O, CO2 karışımı yukarıdaki deney düzeneğinden geçirmiştir. Birkaç gün sonunda toplama kabındaki karışım analiz edildiğinde içerisinde canlıların yapısına katılan bazı aminoasitlerin ve organik moleküllerin bulunduğu tespit edilmiştir.
Bu deney bize cansız ortamda organik moleküllerin oluşabileceğini göstermiştir.

CH4, NH3, H2, CO2, H2O  Basit organik moleküller  Kompleks org.
Moleküller

Kloroplast  Ribozom  Heteretrof  Kuaservat
Oluşumu çekirdek zarı prokaryot

Mitokontri  Diğer organeller  ökaryot
oluşumu canlılar

İ L K E V R İ M

KONU : 4

CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI VE TÜR KAVRAMI

Yeryüzünde iki milyondan fazla canlı çeşidi yaşamaktadır. Bu zengin çeşitliliği inceleme kolaylığı getirmesi için sınıflandırma işlemi yapılmıştır.

1-) Suni – Ampirik Sınıflandırma : Aristo
Canlıları benzer dış özellikleri ile gruplandırma ya denir. Burada canlıların sadece dış görünüşleri ölçü alındığı için bilimsel olarak hiçbir akrabalığı olmayan bir çok canlı aynı gruba sokulmuştur. Görev açısından benzer organlara analog organlar denir. ÖRN: Yarasanın kanadı, kuşun kanadı. Suni sınıflandırmayı ilk kez Aristo yapmıştır. Aristo bitkileri ot, çalı, ağaç şeklinde sınıflandırırken hayvanları; kanlılar, kansızlar, suda yaşayanlar, karada yaşayan, uçan şeklinde sınıflandırmıştır. (Nitel gözleme dayanır)

2-) Doğal – Filogenetik Sınıflandırma:
Kök akrabalıklarına göre yapılan sınıflandırmaya filo genetik sınıflandırma denir. Filo genetik sınıflandırma da canlıların biyokimyasal ve moleküler yapıları embriyolojik gelişimleri , morfolojileri, anatomileri, beslenme üreme şekilleri dikkate alınır. Organların görev bakımından benzerliği, köken bakımından benzerliği esas alınarak kabul eder. Bu şekilde organlara homolog organ denir.

TÜR KAVRAMI :
Doğal sınıflandırmaya göre ortak gen sayısı en fazla olan ile birbiriyle çiftleşince verimli döller meydana getiren canlı topluluğudur.

Aynı türe dahil edilen bireylerin özellikleri şunlardır :
1- Kromozom sayıları eşittir.
2- Aynı beslenme grubunda yer alırlar.
3- Solunum, sindirim, boşaltım, dolaşım, endokrin, sinir sistemleri aynı
4- Ortak bir atadan gelmişlerdir.
5- Biyokimyasal benzerlikleri fazladır.
TÜR İSİMLERİNİN VERİLİŞİ
İlk kez türlere linne tarafından isim verilmiştir. Linne sisteminde türler Binominal yani ikili isimlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu sistemle birinci sözcük cins adı ikinci sözcük ise özel tanıyıcı ad alır. İsimlendirme yapılırken birinci kelime daima büyük harfle ikinci kelime küçük harfle başlar.
• Ev Kedisi = Felis domesticus * Kara çam = Pinus nigra
• Köpek = Canis familiaris * Sarı çam = Pinus silvestris
• Kurt = Canis lupus * Kızıl çam = Pinus burita

SİSTEMATİK BİRİMLER

Benzerlik, ortak özellik
Akrabalık azalır.

Çeşitlilik, tür, fert sayısı,
Karakter sayısı artar.

Cins : Birbirine çok yakın Türlerin oluşturduğu daha büyük bir gruptur.

CANLI GRUPLARI
Hücresel organellerinin durumlarına göre canlılar iki gruba ayrılır.

PROKARYOT CANLILAR :

Hücresel organelleri yoktur. Bir başka deyişle zarla çevrilmiş bölmelere ayrılmamıştır. Bu gruba bütün bakteri çeşitleriyle mavi yeşil algler girer. Hücrede fonksiyonu olan tüm enzimler ya sitoplazmada yada hücre zarının iç kısmında yer alır.
ÖKARYOT CANLILAR :

Hücresel organelleri mevcuttur. Bakteri, virüs ve mavi yeşil alglerin dışındaki tüm canlılar ökaryottur.
MONERA ALEMİ :

• Mavi yeşil algler ve bakterilerden oluşan bir alemdir. Mavi yeşil algler sularda ve nemli ortamlarda yaşar, hücrelerinde hem yeşil renk veren klorofil pigmentleri hemde mavi renk veren fikosiyanin pigmentleri bulundururlar. Ototrof olarak beslenme yaparlar.
• Bakteriler : Büyük kısmı heteretrof olup hücresel organelleri yoktur.
• Riketsiyalar : Yukarıda belirttiğimiz her üç canlı grubu da prokaryottur. Yani monera alemi prokaryotlardan oluşur.

PROTİSTA ALEMİ :
Hepsi tek hücreli ve ökaryottur. Yani hücresel organellere sahiptirler. Bir kısmı taşıdıkları özellikler nedeniyle bitki mi? hayvan mı? konusunda ihtilaf var olur.

1-) Kamçılılar : hegellataöglena, tripanasoma
Bir veya daha fazla olan kamçılarıyla hareket ederler. Öglena bazı diğer formları klorofil taşırlar ve ototurofturlar.
2-) Kök ayaklılar : (rhizopoda)
Besinlerini ve hareketlerini yalancı ayaklarıyla sağlarlar bu ayak benzeri yapılara tseulepod ismi verilir. En çok bilinen türü amittir. Sularda ve nemli ortamda yaşarlar. Bazı türleri parazittir. Bu türleri insanda amipli dizanteriye neden olurlar.
3-) Sporlular-Sporozoa :
En belirgin özellikleri sporla üreme olduklarından sporozoa şeklinde isimlendirilirler. Parazit bir hücrelilerden insanda sıtmaya neden olan plazmodyum malarına en çok bilinen türüdür.
4-) Kirpikliler-Cilliata :
Hareketlerini ve beslenmelerini sivillerle yaparlar. Sulu ortamda yaşarlar. Fazla suyu dışarı atmaya yarayan kontra kil kofulları gelişmiştir. En çok bilinen formu paramesyumdur.

FUNGi ALEMİ – MANTARLAR :
Halk arasında zannedildiğinin aksine bitki değillerdir. Tamamı heteretrof olarak beslenir. Besinlerini saprofit yada parazit olarak sağlarlar. Hücre çeperine sahip olmalarıyla bitkilere benzerler. Mantarları inceleyen bilim dalına mikoloji denir. Hücresel organizmalarına göre ikiye ayrılırlar.
1-) Cıvık Mantarlar : Belirli bir hücre şekline sahip olmadıkları için cıvık mantarlar denilmektedir. Hücre sitoplazmalarından birden fazla çekirdek vardır. Üremeleri saplı sporlarla oluşur.
2-) Gerçek Şapkalı Mantarlar : Çürükçül ve parazit olarak yaşarlar. Bazı grupları su yosunları ile birlikte mutualist olarak ta yaşar. Maya mantarları gibi istisnaları olmakla beraber genellikle çok hücrelidirler. Üremeleri eşeyli, tomurcuklanma ve sporla olur. Genellikle sitoplazmalarında tek çekirdek bulundururlar. İlaç ve bezin yapımında kullanılırlar.

BİTKİLER ALEMİ :
İstisnasız olarak ototrof beslenme gösterirler. Çiçekli ve çiçeksiz bitkiler olmak üzere iki şubeye ayrılırlar.
1-) Çiçeksiz Bitkiler: Üremeleri döl almaşıyla oluşur. Çiçek ve tohum meydana getirmezler.
A-) Su Yosunları-Algler :
Yeşil, kahverengi, esmer, kırmızı algler olarak ayrılırlar. Çekirdek kök gövde yaprak taşımazlar. Çoğu N kromozoma sahip olup üremeleri vegetatif, spor ve izogamiyle olur.
B-) Kara Yosunları :
Gerçek kökleri yoktur. Bu nedenle topraktan su alamazlar. Kaya, ağaç gövdelerinin nemli olan kuzey bölgelerine yerleşirler. İletim demetleri yoktur. Yaprakları bulunmaz. Tallus adı verilen yaprak benzeri yapıları vardır.
C-) Eğrelti Otları :
Gerçek kök ve yaprak taşımazlar. İletim demetlerinin ilk görüldüğü bitki grubudur. Üremeleri spor ve döl almasıyla olur.
2-) Çiçekli Bitkiler (Tohumlu) :
Eşeyli üremeleri çiçeklerde oluşan tohumlarla yaparlar. Gerçek kök, gövde, yaprak gibi organlara sahiptirler. Birçok türü vejetatif yollarla eşeysiz olarak ta ürerler. Açık tohumlular ve kapalı tohumlular olarak ikiye ayrılırlar.
1-) Açık tohumlular-kozalaklı bitkiler :
Herhalde yeşil bitkilerdir, hepsi odunsu olup iğne yapraklı ağaç ve çalılardan oluşurlar. Yaprak ve gövdelerinde reçine kanallarına sahiptirler. Tohum taslakları ovaryum tarafından örtülmemiştir. Erkek ve dişi organ farklı çiçeklerde bulunur. Döllenmeleri rüzgarla olur çok sayıda polen oluştururlar.
Besi dokuları döllenmeden gelişir ve en kromozomudur. Tohumlarındaki çenek sayısı çok değişkendir.
2-) Kapalı tohumlar :
Tohumları meyve içerisinde bulunur. Bu nedenle ovar yum tarafından örtülmüştür. Otsu ve odunsu formları vardır.
a-) Tek çenekliler : Monokotilodonlar :
Tohumlarında tek çenek vardır. Genellikle otsu bitkilerdir. Yaprakları basit damarlı kökleri saçak köktür. Gövdelerinde kanbiyum yoktur. Bu nedenle iletim demetleri gövdede düzenli sıralanmaz.
b-) Çift çenekliler Dikotiladonlar :
Tohumlarında iki çenek bulunur. Çok yıllık olanlarda kambiyum bulunur. Ve iletim demetleri gövdede düzenli bir şekilde bulunur. Kökleri kazık köktür ve toprağın derinine inerler. Yaprakları bileşik damarlanma gösterir. Çiçekleri güzel ve gösterişlidir.

HAYVANLAR ALEMİ
Bütün grupları heteretrof olarak beslenir. Hücrelerinde hücre çeperi ve klorofil pigmentlerini kesinlikle bulundurmazlar. Omurgasızlar ve omurgalılar olmak üzere iki şubeye ayrılırlar.
1-) Omurgasız hayvanlar :
Sırt bölgelerinde sinir şeridiyle hiç iskelet bulundurmazlar.

a-) Süngerler : Tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar. Hücreler arasında doku oluşumu olmakla beraber doku ve organ oluşumu göstermezler. Üreme organları vücudun belirli bir bölgesinde özelleşmemiştir. Organik ve inorganik maddelerden oluşan iskeletleri vardır. Vücutlarında par denilen açıklıklar vardır.
b-) Sölenterler : Vücudun ortasında ağız ve anüs görevi gören bir boşluğa sahiptirler. Genç ve ergin dönemleri morfolojik olarak birbirine benzemez. Hidralar eşeyli ve tomurcuklanmayla deniz anaları ise metagenez ile ürerler.
c-) Yassı Solucanlar : Bir çoğu parazit olarak yaşarlar. Ağız girişi hem ağız hem anüs görevi görür. Hermafrodittirler. İlkel bir sinir sistemleri vardır. Karaciğer kelebeği, planarya, tenya
d-) Yuvarlak Solucanlar : Çoğunlukla parazittirler. Su ve toprakta serbest olarak yaşarlar. Ağız ve anüs açıklıkları farklıdır. (Ascaris, tirşin)
e-) Halkalı Solucanlar : Kapalı dolaşıma sahiptirler. Sölem boşluğunun ilk görüldüğü gruptur. Sindirim kanalı özel bölmeleri ayrılmıştır. Harmüfrodittirler. Ancak kendi kendilerini dölleyemezler.
f-) Yumuşakçalar :
g-) Kabuklular
h-) Arachnidler
ı-) Çokayaklılar
j-) Böcekler
k-) Derisi dikenliler
2-) OMURGALI HAYVANLAR :
Sırt kısımlarında bir sinir iplikleri mevcuttur. Söz konusu olan bu sinir ipliği omurga adı verdiğimiz kıkırdak ve kemik dokuyla korunur. Omurgalıların diğer özellikleri :
1- Dolaşımları kapalıdır
2- Boşaltım organı olarak böbrekler gelişmiştir.
3- Solunum organı olarak akciğer, solungaç, deri gelişmiştir.
4- Derileri vardır.
5- Halozoik olarak beslenirler.
6- İstisnasız heterotrofturlar.
a-)BALIKLAR : Vücutları pullarla kaplıdır. Üyeleri yüzgeç haline gelmiştir. İskeletleri ya kıkırdak yada kemikten meydana gelir. Kalpleri iki odacıklı olup vücutlarında temiz kan dolaşır.
b-)KURBAĞALAR : Metamorfoz geçirirler. Gençlik ve ergin dönemleri morfolojik olarak birbirinden farklıdır. Larva döneminde solungaç, ergin döneminde akciğer, deri solunumu yaparlar. Hem karada hemde suda yaşadıklarından amfibi olarak isimlendirilirler. Dış döllenme görülür. Vücutlarında kirli ve temiz kan karışarak dolaşır. Bu nedenle soğuk kanlıdırlar ve kış uykusuna yatarlar.
c-) SÜRÜNGENLER – REPTİLİA : Akciğer solunumu yaparlar. Timsahlar haricinde kalpleri üç gözlüdür. Benizlerinde salgı bezi yoktur. Pulları birbirlerine kaynaşmış olup derileri kurudur.
d-) KUŞLAR ALEMİ-AVES : Kalpleri dört gözlüdür. Vücutlarında temiz kan dolaşır bu nedenle sıcak kanlıdırlar. Epitel dokularının üzeri tüylerle kaplanmıştır. Akciğer solunumu yaparlar. Akciğerleri, hava kesesi ve kemik boşluklarıyla bağlantılıdır. Bu yapılar uçma eylemine yardımcı adaptasyonlardır. Benizlerinde ter bezleri yoktur.
e-) MEMELİLER – MAMALİA : Yavru bireyleri sütle beslenir. Gagalı, keseli, plasentalı olarak üç gruba ayrılır. Solunuma yardımcı olan diyafram kası gelişmiştir. Sıcak kanlıdırlar. Kalpleri dört gözlüdür. Bazı cinsler kış uykusuna yatarlar.

KONU : 5
POPULASYONLAR

Biyosfer : Dünyada yaşayan canlıların yaşantılarını sürdürdükleri alanlara biyosfer denir. Biyosfer üzerinde ki canlıların dağılımları her bölgede eşit değildir. Örneğin kutuplarda ki canlı miktarıyla, ekvatoral iklimdeki canlı miktarı eşit değildir.

Habitat : Bir organizmanın tabii olarak yaşayıp hayatını geçirdiği, üreyebildiği yere habitat denir. Habitat bir okyanus, bir çöl olabileceği gibi bir canlının üzeri yada içide olabilir. Her organizma habitatıyla mükemmel bir uyum içindedir.

Populasyon : Sınırları belirli bir çerçevede yaşayan aynı türden oluşan bireyler topluluğudur.
ÖRN: Porsuk çayında yaşayan ağ balıkları gibi.

Komünite : Sınırları belirli doğa parçasında ki tüm canlılar topluluğudur. Populasyonlar tek türden oluştukları halde komüniteler pek çok türden oluşur.

Ekosistem : Komünite ve üzerinde bulunduğu cansız ortamın elemanları ekosistemi oluşturur.

Süksesyon : Bir ekosistemde baskın türler çevre şartlarının etkisiyle yerini başka türlere bırakabilir. Bu olaya süksesyon denir. Süksesyona neden olan faktörler doğal afetler, savaş, vb. dir.

Nis : Kominütedeki türlerin görevlerine Nis denir.

Ekotoni : İki ekosistem arası geçit bölgesidir.

POPULASYON ÖZELLİKLERİ

Populasyon Büyüklüğünde
Değişme

P A B

• A > B ise populasyon büyür. Büyüme nedeni doğum ise genç birey sayısı yaşlılardan fazladır.
• A – B ise populasyon dengededir.
• A < B ise populasyon küçülür. B nin frekansının artması ölüm ise yaşlı birey sayısı gençlerden fazladır.

Populasyonun Büyümesini Etkileyen Etmenler :

1-) Dış Faktörler – Malthus Hipotezi
Kontrolümüz dışında gelişen olaylardır. Besin, hastalık, afet..
2-) İç faktörler – Wayn Edward Hipotezi
Kontrolümüz dahilinde gelişen olaylardır. Doğum kontrolü..
Populasyon yoğunluğu :
Belli bir zaman aralığında birim alanı işgal eden birey sayısına denir.
Populasyonun Taşıma Kapasitesi :
Bir populasyon uygun şartlarda yaşadığı çevrede ulaşabileceği en yüksek birey sayısına denir.

Doğum Oranı % = Doğan Birey %Ölüm Oranı = Ölen Birey

E populasyon E populasyon

POPULASYON PROGRAMLARI :

A
Aynı habitatta yaşayan türler birbirleri ile rekabet ederler. Hatta birbirlerini besin olarak kullanırlar. X ve Y noktalarındayken yiyen türün sayısı max. Olur ancak besin bitmiştir. Açlık ve toplu ölümler yiyen türü azaltmıştır. Bu kez de baskı altındaki yenilen tür gelişmeye başlamıştır.

B
İki tür aynı besi ortamına aktarıldığında yandaki gelişmeyi gösteriyorlarsa A ve B arasında rekabet olduğunu ve A nın rekabeti kazandığını çıkartırız.

D
Besin artışı geometrik ortlama şeklinde devam ederken, birey artışı Aritmetik ortalamaya göre olur. Populasyon belili bir noktadan sonra açlıkla savaşır.

 1-3 Büyüme
 5-7 Küçülme
 2,4,6 Denge
 4 Taşıma kap
 2 ve 6 da şartlar aynı değil

KONU : 6
BESLENME ŞEKİLLERİ ÇEŞİTLİLİK ve ETKİLEŞİM
Canlılarda temel olarak üç çeşit beslenme göze çarpar.
• Ototrof Beslenme
• Heteretrof Beslenme
• Ototrof – Heteretrof beslenme  Böcekçil Beslenme

OTOTROF BESLENME :
1-) Fotoototrof Beslenme :
Mavi-yeşil algler, diğer alg çeşitleri ve yeşil bitkiler klorofilleri sayesinde ışık enerjisini ATP moleküllerine dönüştürürler. Bu dönüşüme fotofosforilasyon denir. Daha sonra ATP kullanılarak çeşitli enzimlerin katalizör etkisi ile inorganik maddeler basit organik moleküllere dönüşür. Fotosentez temelde aynı olmasına rağmen canlıların yapı farklılığına rağmen canlıların yapı farklılığına bağlı olarak bazı değişiklikler gösterir.
• Bütün yeşil bitkiler ve alglerde fotosentez reaksiyonları kloroplastlarda geçer.
• Mavi-yeşil alglerde ve foto sentetik bakterilerde sitoplazmada geçer. Çünkü monera aleminde kloroplast yoktur.
• Bakterilerin bir kısmı H2S’ u e kaynağı olarak kullanır. Açığa O2 gazı çıkarmazlar. Bu bakterilerin dışında kalan bütün foto sentetik canlılar e kaynağı olarak H2O kullanır ve açığa O2 çıkarırlar.

2-) Kemoototrof Beslenme :
Bazı bakteri çeşitleri N, Fe, N, HNO2 gibi inorganik maddelerin oksidasyonundan açığa çıkan enerjiyi kullanarak organik madde sentezler. İşte bu olaya kemosentez kemosentez yaparak besin üretmeye de kemoototrofluk denir.

• NH3 + O2  NO2 + Kcal – Nitrifikasyon bakterileri
• N2 + O2  NO2 + Kcal – Azot bakterileri
• NO2 + O2  NO3 + Kcal – Nitrat Bakterileri
• H2S + O2  NSO4 + Kcal – Kükürt bakterileri
• Fe+2  Fe+3 + Kcal – demir Bakterileri

HETERETROF BESLENME

İhtiyaç olan organik maddeyi kendileri yapmayıp hazır alan canlıların heteretrof beslenen canlılardır. Dolayısı ile heteretrof canlılar ya doğrudan yada dolaylı olarak fotoototroflara bağımlıdırlar.

Halozoik Beslenme :
Besinlerini katı ve büyük canlılar halinde olan organizmalardır. Bireyler kendi besinlerini kendileri temin ederler. Organ sistemleri gayet gelişmiş, yüksek organizasyonlu canlılardır.

Etçil Canlılar – Karnivor
Hayvansal besinlerle beslenme şeklidir. Diş yapıları et parçalamaya uygun adaptasyonlar kazanmıştır. Ayrıca sindirim sistemleri protein sindirimini yapacak şekilde özelleşmiştir.

Otçul Canlılar – Herbivor
Bitkisel besinlerle beslenirler. Dişlerde özellikle azılar gelişmiştir. Herbivor canlıların sindirim organlarında yaşayan selülozu sindiren bakteriler mevcuttur. Bu bakteriler yardımı ile selüloz parçalanır ve Herbivor canlı enerji için selülozu kullanır hale gelir.

Etçil – Otçul Canlılar – Omnivor :
Diş yapıları ve sindirim sistemleri hem otları hemde et türü besinleri sindirecek şekilde özelleşmiştir.

Simbiyoz (Birlikte) Yaşam :
Bu tür canlılar ya birbirleri üzerinde yada birbirlerinin içinde yaşarlar. Bazı birlikler zararlı, bazıları faydalıdır.

Kommensalizm – Tek Taraflı Faydalanma :
Beraber yaşayan türleri farklı iki bireyden biri fayda sağlarken diğeri ne fayda ne zarar görür. Fayda gören birey diğer bireyin ya artık maddelerini yada ona zarar vermeden vücudunu kullanır.
ÖRN: İnsan bağırsaklarındaki E. Coli bakterisi.
Köpek balıklarının yanında gezen Echeneis cinsi balıklar.

Mutualizm – Karşılıklı Faydalanma :
Türleri farklı olan iki bireyin birbirlerinden karşılıklı fayda sağlamasıdır. Bu tür ilişkide bireylerden biri olmadığı zaman diğeri yaşayamıyorsa buna zorunlu mutualizm denir.

Besin, O2

Liken = Su yosunu + Mantar

CO2, H2O, inorganik
Madde

Paratizm – Asalak Yasam :
Türleri farklı iki bireyden birisinin diğerine zarar vererek yaşaması durumudur. Sindirim enzimi olmayan canlılara mecburi parazit denir bu canlıların sindirim sistemi ya gelişmemiştir yada körelmiştir. Mecburi parazitlerde hareket organları boşaltım, solunum, dolaşım sistemleri az gelişmiştir. Eğer parazit canlının dış kısmına yerleşmiş ise bunlara ektoparazit, iç organ ve organ sistemlerine yerleşmiş ise endo parazit adı verilir.

Ototrof – heteretrof Beslenme – Böcekçil Bitkiler :
Bu beslenme şeklinde, besin maddelerinin bir kısmı fotosentezle canlının kendisi tarafından yapılırken, bir kısmı da dış ortamdan hazır olarak sağlanır. Böcekçil bitkiler karbonhidrat be yağları kendileri yaparlar. Fakat azotlu bileşikler olan aminoasitleri yakaladıkları böceklerden sağlarlar. Böceklerin proteinlerini dış ortamda aminoasitlere çeviren bitki daha sonra bu aminoasitleri hücrelerine alır ve bunlardan kendi genetik yapısına uygun protein ve enzimler sentezler.

Konu : 7
YAŞAMA BİRLİKLERİ

Sınırları belirli doğa parçasında yaşayan bitki ve hayvan populasyonlarının meydana getirdiği topluluğa komünite veya yaşama birliği denir.
Ekosistemdeki ise komünite ve komünitenin üzerinde yaşadığı doğa parçasını kapsamaktadır.
Biyosferde iki tip yaşama birliği vardır;

1-) Kara yaşama birlikleri : Çöl, orman, mağara, çayır, dağ, vb..
2-) Su yaşama birlikleri : Göl, deniz, okyanus, ırmak, bataklık, vb..

YAŞAMA BİRLİKLERİNİN ÖZELLİKLERİ
1-) Yaşama birliklerinin Değişmesi ve birbirinin yerini alması
Komünitede baskı olan organizma vardır canlı ve cansız çevre şartlarının etkisiyle baskın olan organizmanın yerini zamanla başka bir organizma alabilir. Bu olaya süksesyon denir. Bitki, hayvan türlerinin jeolojik , klimatik etkilerle yer değiştirmesiyle süksesyon denir. Bunların dışında biyotik faktörlerde komünitenin yapısını değiştirir. Ancak jeolojik ve klimatik etkiler klimaksla nihayetlenen süksesyonu meydana getirirken, biyotik etkiler klimaksla sonuçlanmayan süksesyonları oluşturur.
2-) Yaşama birliği bir bütündür
Ekosistem, canlı ve cansız öğeleriyle bir bütündür. Enerji sağlama olayları oldukça kendine yeter bir kuzu olarak kalır.
3-) yaşama birliklerindeki canlıların büyüklükleri ile sayıları ters orantılıdır
Ekosistemde küçük vücutlu organizmalar sayıca fazla iken, büyük vücutlu organizmaların sayısı azdır.
Bunun nedenini iki etmene bağlayabiliriz ;
• Küçük hayvanlar büyük hayvanlara göre hızlı ürer.
• Büyük canlılar küçük canlılarla beslenir.

4-) yaşama birliklerinde baskın türler vardır
Baskın tür denildiğinde göze ne çok çarpan en belirgin tür gelmelidir. Kara komünitelerinde genel olarak bitkiler baskındır. Su birliklerinde ise baskın türe rastlanmaz.

5-) yaşama birliklerinin sınırları vardır
İki yaşama birliğinin geçiş bölgesine ekoton denir. İki yaşama birliğinin karşılaştığı ve mücadele ettiği yere yaşama birliğinin sınırı denir. Yaşama birliklerinin iç içe olduğu durumlarda zengin çeşitlilikler ortaya çıkar.
6-) yaşama birliklerinin tabakaları vardır
Tabakadan kasıt her canlının üstlendiği görevdir. Orman gibi birliklerde topraktan ağacın tepesine kadar her katta farklı bir iklim ”mikro iklima” bitki örtüsü ve şartlarına uyan hayvanlar vardır.
N2 AZOT DEVRİ
İnsanların ve diğer tüm canlıların temel yapı birimi proteindir. Yapı birimi olmalarının yanında canlıda birçok fonksiyonel olayı yerine getiren maddeler yine proteinlerdir. Proteinlerin yapısında ise yüksek miktarda N bulunur.
N elementi DNA, RNA, ATP ve organik baz olarak bir çok koenzimin yapısına katılır. Ayrıca bazı vitaminlerde de N bulunmaktadır. Hava kürede yüksek miktarlarda N2 bulunmasına rağmen bitki ve hayvanlar bu azottan doğrudan doğruya yararlanamazlar.
Bitkiler N2 u ancak NO3 tuzları olarak alabilirler. N2 un NO3 haline dönüşümü kemo sentetik bakteriler sağlar. Heteretrof canlılar ihtiyaçları olan N2 u (ototrof) bitkilerden aldıkları proteinlerden sağlarlar. Hayvansal artıklarda bulunan NH3 üreürik asit kemosentetik canlılarca bitkilerin kullanabileceği tuzlara dönüştürülür.

NOT : Havanın N2 toprağa nasıl geçer?
1- Bakteriler grubundan bazı bitkilerin köklerindeki yumrularda yaşayan rhizobium bakterileriyle geçer. Bu yüzden tarlalara baklagil ekimi toprağı N2 yönünden zengin kılar.
2- Yıldırım gibi olaylar neticesinde N2 gazı O2 gazıyla birleşerek azot peroksit oluşturur. Buda H2O ile birlikte birleşir ve bulutlarda HNO3 asit oluşur. Oluşan bu asit yağmurlarla toprağa ulaşır. NO3 tuzlarının oluşumuna sebep olur.
3- Organik artıklar bitki hayvan artıkları, dışkı sidik ahır çiftlik gübreleri, N2 bakterileri ölüleri.

C- DEVRİ

Canlı varlıklar solunum ile besinlerdeki c’nu CO2 halinde atmosfere verilirler. Ayrıca ölmüş canlıların büyük kısmını oluşturan C çürükçül canlı ve mantarlarca ayrıştırılır. Aynı zamanda kullanılan yeşil yakıtlardan da büyük miktarda C atmosfere verilir.

KONU : 8
BESİN MADDELERİ

Canlılar aleminde canlılar kendilerine özgü faaliyetleri yerine getirebilmek için enerji üretmek zorundadırlar. Söz konusu bu enerjiyi de besin maddelerinde sağlarlar. Besinler canlı vücuduna alındıklarında ATP üretiminde kullanılır veya yapı taşlarına parçalanarak tekrar canlı yapısına uygun olacak şekilde sentez işleminde kullanılırlar. Oluşan yeni sentez ürünleri büyüme gibi olaylarda kullanıldıkları gibi hücre veya dokuların yıpranan kısımların tamirinde de kullanılır.
Besinlerin yapılarına ve görevlerine göre 2 kısımda incelemek mümkündür.

A-) GÖREVLERİNE GÖRE BESİN MADDELERİ :
Enerji verici besin maddeleri : Enerji verici besinler hücresel solunum organlarına katılarak enerji (ATP) etkisinde kullanılırlar. Enerji sağlamada kullanılan besin maddeleri karbonhidrat, yağ ve proteinlerdir. enerji veren besinleri hücrede kullanım sırasına göre sıralarsak
• Karbonhidrat  yağ  protein
Sağladıkları enerji miktarına göre ise ;
• Yağ  protein  karbonhidrat
ÖRN: 1gr. yağ 9,45 k. Kalori
• 1gr. Protein 4,30 k. Kalori
• 1 gr şeker 4,20 k. kalori

YAPICI ONARICI BESİN MADDELERİ
Bu gruba giren besinler canlıların yıpranan kısımlarının tamirinde, hücre bölünmesi olaylarında yeni hücrelerin yapımında kullanılırlar. Bunlar proteinler, yağlar, karbonhidratlar, madensel maddeler ve sudur.

DÜZENLEYİCİ BESİN MADDELERİ
Düzenleyici besin maddeleri metebolik olay faaliyetlerinin kontrol edilmesinde görev alan Proteinler, madensel maddeler, vitaminler ve su. Bu maddelerin eksikliği vücut olaylarının aksaklığına ve bazı rahatsızlıklara neden olur.

YAPILARINA GÖRE BESİNLER
Organik Besin Maddeleri :
Proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler.
Karbonhidratlar : Karbonhidrat molekülleri C, H, O atomlarından meydana gelmişlerdir. Yapısal açıdan organik besinlerin en basit olanlarıdır. Bütün canlı organizasyonlarında bulunurlar. Genel formülleri (CH2O)n ile gösterilirler. Monosakkarit, polisakkarit ve disakkaritler olmak üzere üç grupta incelenir.

MONOSAKKARİTLER – TEK ŞEKERLİLER
En basit ve canlılar açısından en önemli karbon hidratlardır. Daha alt birimlere hidroliz edilemezler. Monosakkarit molekülleri içerdikleri C atomun sayısına göre isimlendirilirler.

DİSAKKARİTLER – ÇİFT ŞEKERLİLER
Monosakkaritlerin birbirleriyle glikozit bağlarıyla bağlanmasından oluşurlar. Bu birleşimi gerçekleştirirken birleşme noktasından bir su molekülü çıkar. Bu şekilde su açığa çıkararak meydana gelen sentez olaylarına dehidrasyon denir. Su ile parçalanma reaksiyonlarına da hidroliz denir.

POLİSAKKARİTLER – ÇOK ŞEKERLİLER
Fazla sayıda monosakkaritin dehidrasyon senteziyle birleşmesiyle polisakkaritler oluşur. N tane monosakkarit bir araya gelmiş ise N-1 tane su açığa çıkar. Polisakkaritlerin temel yapı birimi glikozdur. Önemli polisakkaritler nişasta, selüloz, glikojen vb.. dir.

NİŞASTA
Bitkilerin depo ettikleri temel besin maddesidir. Çok sayıda monosakkarit (glikoz) birleşmesinden oluşur. Nişastanın amiloz ve amilopektin olmak üzere temel iki formu vardır. Amilogun C atomları düz zincirler oluştururken, amilopektif molekülünün C atomları dallanmalar meydana getirir. Nişasta suda fazla çözülmez.hidroliz enzimleriyle yapı taşlarına ayrılır.

GLİKOJEN – HAYVANSAL NİŞASTA
Hayvansal organizmalarda vücuttaki fazla şeker karaciğer ve diğer endokrin sistem elemanları yardımıyla bir nişasta olan glikojen şeklinde depolanır ve ihtiyaç halinde hidroliz edilerek kullanılır. Glikojen özellikle karaciğer ve kaslarda depo edilir.

SELÜLOZ :
Glikoz molekülünün düz zincirler halinde birleşmesinden oluşur. Suda çözünmez. Bitkilerin temel yapı maddesidir. Ortalama olarak her bitkini %50 sini selüloz oluşturur.

YAĞLAR VE LİPİDLER
Suda çözünmezler ancak organik çözücülerden yüksek oranlarda çözünürler.
ÖRN: Kloroform – eter. Alkol, CCl4, vb..
Solunum olayları neticesinde parçalandıklarında karbonhidratlardan daha fazla enerji açığa çıkarırlar. Ancak şekerlere göre daha zor parçalandıklarından fazlası da yağlara dönüştürülerek depolanır.
Lipidlerin yapısında yağlardan farklı olarak P, N elementleri bulunur.
Fosfolipidler hücre zarının yapısına katılır. Steroidler ise gazların yapısına katıldıkları gibi metabolizma faaliyetlerinin düzenlenmesinde vitamin ve hormon olarak kullanılır.

Yağ asitleri :
En basit yapılı lipidlerdir. Doymuş ve doymamış olarak iki çeşit yağ asidi şekli vardır. Doymuş yağ asitlerinde C atomları birbirlerine tekli bağlarla bağlanmıştır. Bir başka ifade ile C atomlar H atomları ile doyurulmuştur.
Örnek olarak Butirik ve Pulmitik asit.
Doymamış yağ asitleri C’ler arasında iki yada daha fazla ciftli bağları vardır. Örnek linoluik asit, oleik asit.

NÖTÜR YAĞLAR – YAĞLAR
Enerji ve yapı maddesi olarak kullanılırlar. Hücre gazının yapısına yüksek oranlarda katılırlar. Oda sıcaklığında bir kısmı fiziksel olarak katı (tereyağı), bir kısmı ise sıvı (zeytinyağı) olarak bulunur. Bunun nedeni katı yağların doymuş sıvı yağların doymamış yağ asitlerini içirmesidir. Margarinleşme olayında sıvı yağlar H le doyurularak katılaştırılır. Nötr yağlar gliserolün yağ asitleri ile oluşturduğu bileşiktir.

PROTEİNLER
Hücrelerin yapısal bakımından en önemli bileşiklerdir. Hücre içerisinde ihtiyaç durumuna göre DNA tarafından ribozomlara sentezlenir. Proteinlerin temel yapı birimleri aminoasitlerdir ve toplam olarak 20 tane aminoasit mevcuttur. İnsan vücudu bu 20 aminoasidin 12 tanesini kendisi sentezleyebilirken 8 tanesini dışarıdan hazır almak durumundadır. Bunlara temel aminoasitler denir. Her aminoasidin bir amino grubu (NH2) bir karboksil grubu (COOH) ve bir tane de Radikal ( R ) grubu mevcuttur. Aminoasitlerdeki çeşitliliği sağlayan bölge Radikal bölgedir.

Bir aminoasidin karboksil (COOH) grubu taşıyan C atomu ile diğer aminoasitin amino grubundaki (N) azot atomu arasında peptid bağı oluşur. Bu olay sonucunda bir mol su ve bir mol dipeptid meydana gelir.

Proteinler hücrede yapı ve enzimatik görevleri üstlenmelerinin yanında zorunlu durumlarda enerji kaynağı olarak ta kullanılırlar. Bu durumlarda zayıflama ve vücut dengesizlikleri görülür. Protein molekülleri canlıya özel moleküllerdir. Bu nedenle antijen özelliği gösterirler. Farklı özellikteki bir canlıya aktarıldıklarında antikor oluşumuna neden olurlar.

VİTAMİNLER
Organik moleküllerdir. Vitaminler hücrenin normal metabolizması için gereklidirler. Hayvansal organizmalar bu molekülleri sentezleyemedikleri için dışarıdan hazır olarak alırlar.
Fazlalık yada eksiklikleri çeşitli hastalıklara neden olur. Sindirim sistemlerinde sindirilmeyen ve direkt olarak kana geçerler. Vücuttaki enzimleri kuenzimleri oluşturdukları için önemli fonksiyona sahiptirler. Erime durumuna göre ikiye ayrılırlar.
a-) Yağda eriyen vitaminler
En önemli özellikleri yağda erimeleridir. Bu nedenle vücut yağları içinde depo edilirler.

b-) Suda eriyen vitaminler :
En önemli özellikleri suda erimeleridir. Bu nedenle fazla olan miktarları idrarla atılır.

MİNERALLER – MADANSEL TUZLAR
Organizmanın fonksiyonlarının aksaması bazı fizyolojik olayları yerine getirebilmesi için 15 mineral maddeye ihtiyaç vardır. Minerallerin görevleri :
• Kemik ve diş gelişimini, büyümesini sağlar. Ca, Mg, P
• Vücut sıvısının osmatik basıncını sağlar. Bu olayı hücre içi ve dışına çeşitli iyonları koyarak yapar. Hücre dışına Na, Cl hücre içine K, Mg, P
• Enzimlerin ve hemoglobin gibi moleküllerin yapısına girer.
KONU : 9

HÜCRE VE HÜCRENİN YAPISI
Shwan ve schleiden’nin ortaya attıkları hücre teorisine göre tüm canlılar hücrelerden meydana gelmiştir ve bu hücreler daha önceki hücrelerin bölünmesiyle oluşurlar. Hücreler mikroskopla görülebilirler. Küçük olmalarına rağmen yüksek bir organizasyona maliktirler.
Tüm hücrelerde hücre zarı, sitoplazma, ribozom organeli ortaktır. Diğer hücresel organeller hücrenin işlevine, yapısına ve alemine göre hücresel yapıya katılır.
Bazı hücreler işlevleri nedeniyle bazı organelleri daha fazla miktarlarda bulundurlar.
• Enerji fazla üretiliyorsa mitokontri sayısı fazladır.
• Salgı fazla üretiliyorsa golgi aygıtı sayısı fazladır.
• Protein sentezi fazla ise çekirdek büyük
• Protein sentezi fazla ise ribozom sayısı fazladır.

Zarla çevrilmiş hücresel organellere sahip hücreye ökaryot hücre adı verilirken zarla çevrili organellere sahip olmayan hücrelere de prokaryot hücre adı verilmektedir.
Hücrelerde büyüklükleri açısından büyük farklar görülmektedir. En küçük hücreler bakterilerde görülürken bilinen en büyük hücre deve kuşu yumurtasıdır.
Uzunlukları açısından bakıldıklarında en uzun hücreler hayvanlarda sinir hücreleri bitkilerde ise lif hücreleridir.

Bir hücrenin %70-80’i su %15,17 yapısal protein ve enzimler, %2,3 yağ, %12 karbonhidrat içerir. Bu ana maddelerin haricinde hücre içerisinde nükleotidler, mineraller, salgı maddeleri de mevcuttur.
Hücrelerin renkleri genellikle saydamdır. Ancak kofullarında taşıdıkları pigmentler nedeniyle renkli görülürler.

HÜCRENİN ORGANELLERİ :
Gelişmiş yapılı cananlılarda organ ve sistemlerde gerçekleştirilen hayatsal olaylar, tek hücreli canlılarda ve çok hücrelilerin her bir hücresinde organel denilen hücre parçalarında gerçekleştirilir. Bu organel adını verdiğimiz organcıkların çevresi zarla çevrilidir. Ancak sentrozom ve ribozomun çevresinde söz konusu organel bulunmaz.

Ribozom :
Hücrelerin en küçük organelleridir. Etraflarında zar yapısı yoktur. Hem prokaryot hücrelerde hemde ökaryot hücrelerde bulunur. Her ribozom biri büyük ve proteinden yapılmış, diğeri ise küçük ve RNA dan yapılmış iki alt birimden oluşmuştur. Büyük ve küçük alt birimler birbirlerine mRNA vasıtasıyla bağlanabilir. Hücre içindeki görevleri protein ve enzimleri oluşturmaktır. Sitoplazma içinde zarlar halinde, çekirdek zarı ve endoplazmik retikulum zarı üzerine yapışmış olarak bulunurlar.

Endoplazmik Retikulum :
Hücre içinde uzanan kanal veya borucuklar sistemidir. Hücre içi madde dağıtımı ve taşımı ile hücrenin mekanik etkilere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar. Çekirdek zarı tarafından meydana getirilir. Bir kısmı endoplazmik retikulumun üzerine ribozomlar yerleşmiştir. Bu tipteki €R’lara granüllü r denir. Granüllü €R’un fazla olduğu hücrelerde protein sentezi fazladır. Endoplazmik retikulum memeli alyuvarları haricindeki tüm hücrelerde bulunur.

Golgi Cisimciği :
Üst üste gelmiş diktiyozom adını verdiğimiz tabakalardan oluşur. Endoplazmik retikulum tarafından oluştrulur. Memeli alyuvarlarından bulunmaz. Salgı maddelerinin sentezlendiği veya depolandığı yerlerdir. Golgide kompleks karbonhidratlar sentezlenir ve bu karbonhidratlar proteinlere bağlanarak glikozitleri oluşturur.

Lizozom :
Golgiden meydana gelir. Tek zarla çevrili içinde karbonhidrat, protein, yağ gibi maddeleri parçalayan enzimler bulunan keseciklerdir.lizozomlar sayesinde hücre için zararlı maddeler sindirilip hücre korunduğu gibi, dışarıdan alınan veya hücrede bulunan büyük moleküllü maddeler parçalanarak kullanıma hazır hale gelir. Lizozomların parçalanması veya tahrip olması halinde dışarıya çıkan enzimler organik molekülleri parçalayarak hücrenin ölümüne sebep olurlar. Bu olaya otoliz adı verilir.
Pinositoz veya fagositoz yoluyla alınan sindirim kofulundaki besinler lizozomlardan akıtılan enzimlerle yapıtaşlarına ayrılır.
,
Mitokontri :
O2 li solunum olayının içerisinde geçtiği organeldir. Sitoplazmadaki sayıları hücrenin enerji ihtiyacı ile doğru orantılı değişim gösterir. Prokaryot canlılarda ve memeli alyuvarlarında bulunmaz. Çift katlı zar sistemi ile çevrilmiştir. İç zar krista denilen ve enerji üretim yüzeyini büyüten çok sayıda kıvrım oluşturmuştur. Organelin içerisi MATRİX adı verilen sıvıyla doludur. Bu sıvı içerisinde mitokontrial DNA, RNA ve ribozom organelleri bulunur. Mitokontriler DNA’dan dolayı kendilerini eşleyebilme ve hücre içindeki sayılarını arttırabilirler. İç zarın üzerinde krebi çemberi reaksiyonlarını yürüten enzimler yer alır.

Sentrozom :
İnsan hayvan, ilkel bitki ve mantar hücrelerinde bulunurken gelişmiş bitki hücrelerinde bulunmaz. Birbirine dik iki silindir halinde görülür. Her silindire sentrial denir. Sentridlerin her biri 3’erli gruplar halinde 9 adet iplikten oluşmuştur. Hücre bölünmesi sırasında iğ iplikleri oluşturur ve kromozomların kutuplara doğru çekilmesini sağlar.

PLASTİDLER

Kloroplast :
Kloroplastlar mitokontriler gibi çift zar sistemi ile çevrilmiştir. İçinde stroma denilen sıvı bulunur. Işık enerjisinden daha çok faydalanmak için gramim lamelleri gelişmiştir. Klorofil molekülleri bu lamellerin üzerine yerleşmiş olarak bulunurlar.
Kloroplastların içerisinde ayrıca DNA, RNA, ribozom, glikoz ve nişasta molekülleri bulunur.

Kromoplast :
Bitkilerde meyve ve çiçek rengini verirler. Likopin kırmızı, ksantofil- sarı, karoten turuncu olmak üzere üç çeşit kromoplast bulunur.0

Lökoplast :
Renksiz plastidlerdir. Genelde kök, gövde hücreleriyle tohumda yaygın olarak bulunurlar. Nişasta gibi besin maddelerini depolarlar.
Plastidler ihtiyaç durumlarında birbirlerine dönüşebilirler. Lökoplastlar ışıkta bırakıldıklarında kloroplastlara dönüşürler.
Koful – Vakuol
İçi sıvı ile dolu organellerdir. Hayvansal hücrelerde küçük bitkisel hücrelerde ise gençken küçük yaşlandıkça büyük yapı kazanırlar. Yaptıkları görevlere göre isimlendirirler.
• besin kofulu özellikle tek hücrelilerde bulunur. Pinositoz ve fagositozla alınan besinler besin kofulunda yer alır. Bitkilerde buna bezeyen kofullar artık maddeleri ve renk pigmentlerini toplar. Hücrenin turgor haline gelmesini sağlar.
• Vurman kofullar genellikle tatlı sularda yaşayan bir hücrelilerde bulunur. Fazla suyun dışarıya taşımasını sağlarlar.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Ödev Ödev